Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

Erdem Atay: İtiraf ediyorum, ağlaya, ağlaya yazdım.

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
 Erdem Atay: İtiraf ediyorum, ağlaya, ağlaya yazdım.
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

Sen gitme Günay!
Şimdi sizi çok güzel bir aileyle tanıştıracağım.
Hani İzmir’deki depremde, göçük altındayken, yanına kurtarmak için gelen kişiye, “Sen gitme abi” diyen Günay’ın ailesiyle..
Anne Olcan bir firmada çalışanlara yemek yapıyor.
Baba Ahmet emekli…
Ama hayat onlara da zor olduğundan baba kamyon lastiği satan bir firmada ustalık yapmaya devam ediyor.
Evlatları için…
Günay ve Tanay için…
*
O güzel evlatlardan biri Tanay…
22 yaşında.
Yaklaşık 7 yıl önce bir sabah uyandığında gözlerinin bulanık gördüğünü fark ediyor.
Çocuklarına ekmek getirme ve ev geçindirme derdinde koşuşturup duran anne-babasını telaşlandırmak istemiyor, “Geçer kendi kendine” diye düşünüyor.
Söylemiyor…
Ertesi gün uyandığında gözlerinin daha kötü olduğunu fark ediyor…
Bir gün sonra daha kötü…
Yine söylemiyor…
Bir gün sonra uyandığında zorla kahvaltı sofrasına oturuyor Tanay.
Çatalın, kaşığın ve tabağın yerini bulamadığını fark ediyor. Anne bunu görünce bir anda ne yapacağını şaşırıyor.
Hemen doktora götürüyorlar Tanay’ı.
Bir gözünün hiç görmediği, diğerinin ise yüzde 5 gördüğü ortaya çıkıyor.
Hastalığının ne olduğunu anlamak için birçok tahlil yapılıyor Tanay’a.
Gözlerinin sağlıklı olduğu ancak beyin ile gözlerinin bağlantısını sağlayan damarlarda kireçlenme ve sinirlerinde sorun olduğu ortaya çıkıyor.
Dünyada 10 milyonda bir görünen ve Türkiye’de sadece 6 kişide bulunan bu hastalığının adı Leber.
Aile Tanay’ın gözlerini açmak için büyük bir savaşa giriyor. Dünyanın birçok araştırma kurumlarına ulaşıyorlar ve Tanay’ın tahlillerini gönderiyorlar.
Sonuç alamıyorlar ve hastalığın tedavisinin henüz olmadığını öğreniyorlar.
Anne Olcan asla vazgeçmiyor ve oğlunun gözlerinin bir gün yeniden görebilmesi için çalmadık kapı bırakmıyor.
Tanay da mücadeleyi bırakmıyor.
Çok sevdiği futbol hayatına engelliler takımında devam ediyor. Ardından liseden mezun oluyor. Şiiri de çok seviyor Tanay ve vatan görevini yapan askerlere şiirler yazıyor.
Diğer evlat Günay…
15 yaşında…
Abisi Tanay’ın bu hastalığı minik Günay’ı abisine sımsıkı bağlıyor.
Günay, görmeyen abisinin gözleri oluyor, ayağı oluyor. Yanından ayrılmıyor.
Tanay ders çalışacakken ona yardım ediyor, dışarı çıkmak istediğinde ona eşlik ediyor, yanlış adım atmasın diye küçücük bedenini zorluklara siper ediyor.
Tanay su içmek için mutfağa mı yöneldi, “Sen gitme abi” diyor Günay, koşa koşa getiriyor suyunu.
Günay da çok çalışkan ve başarılı. Tam burslu olarak bir meslek lisesinde veterinerlik okuyor ve okul birincisi…
Öğretmenleri onu çok seviyor.
Tertemiz bir anne babanın tertemiz ahlaklı bir oğlu olarak hem okuyor hem de abisine devamlı destek oluyor.
Anne Olcan, baba Ahmet bir yandan geçim derdi bir yandan tam delikanlılık çağında gözlerini kaybeden Günay’ın abisi Tanay’ın iyileşmesi için bıkıp usanmadan mücadele etmeye devam ediyor.
30 Ekim 2020 sabahı…
Anne Olcan ile Tanay yine bir umutla tedaviye gidecekler. Anne, “Sen de geliyor musun oğlum” diye soruyor Günay’a. Her zaman kendileriyle birlikte gelen Günay, “Yorgunum evde kalmak istiyorum” cevabını veriyor.
Amcasının oğlu Ahmet’i yanına çağırıyor.
… ve kahreden o an….
Deprem oluyor!
Korkunç bir ses!
Korkunç bir sallantı!
… ve sonra koskoca beton yığınları küçücük bedeninin üzerine düşüyor Günay’ın…
Baba Ahmet, iş yerinden uçar gibi geliyor oturdukları Doğanlar Apartmanına…
Gördüğü manzara karşısında bir an donup kalıyor.
Sonra birden, “Günaaaay, oğlummm” diye haykırıyor.
Tuz buz olmuş o dev enkazın üzerine tırmanıyor.
Koca koca molozları elleriyle temizlemeye çalışıyor.
Parçalanıyor elleri, kan içerisinde kalıyor. “Günay” diye sesleniyor ve devam ediyor kazımaya…
Kurtarma ekipleri çırpınan babayı önce sakinleştiriyor. Evin planını soruyorlar. Baba anlatıyor.
Önce amcaoğlu Ahmet kurtarılıyor.
Günay ise kayıp…
Saatler sonra kendisine uzatılan bir kameralı kabloyu görüyor ve yüzüne tutuyor Günay.
Kurtarma ekibinden Gürhan abisi geliyor yanına… Bir süre konuşuyorlar.
Yalnız kalma korkusu bedenini sarmış olan Günay, Gürhan’a, “Sen gitme abi” diyor defalarca.
“Bacağım acıyor, çıkmak istiyorum buradan” diye ekliyor Günay.
Asla hakkını ödeyemeyeceğimiz kurtarma ekibi 15 yaşındaki tertemiz ahlaklı, yakışıklı mı yakışıklı Günay’ı çıkarıyorlar müteahhit yapımı mezardan…
Babasını görüyor ilk önce…
Aklına ilk Tanay geliyor, “Abim nasıl baba” diye soruyor.
Aile Günay’ın kurtarılmasının sevinciyle hastaneye koşuyor.
Ama doktorlardan kötü haber geliyor.
Günay’ın ezilme nedeniyle böbreklerinin çalışmadığını diyaliz veya nakil gerekebileceğini, bacaklarının zedelendiğini ve tekrar yürüme şansının çok az olduğunu söylüyor doktorlar.
Haber aileyi yıkıyor.
Anne sevdiklerine sarılıyor, “Benim sınavım çocuklarım” diyerek hıçkırarak ağlıyor.
Ameliyata alınıyor Günay.
Doktorlar ailenin yanına geliyor. Yürüme şansının yüzde 50 olduğunu, böbreklerin de yavaş yavaş çalışmaya başladığını söylüyorlar.
Aile umutlanıyor.
Sonra doktor bir kez daha geliyor ailenin yanına…
Kan değeri iyi çıkmıyor Günay’ın…
Kan dolaşımının tam olarak başlamadığını öğreniyorlar.
O sıra anne Olcan’ın telefonu çalıyor.
Arayan Günay…
“Anne neden beni hiç aramıyorsun, en azından sesini duyayım. Bana su vermiyorlar, dudaklarımı ıslatıp duruyorlar” diyor Günay ağlayarak…
Anne kendisini zor tutuyor, “Senin iyiliğin için oğlum, çabuk iyileş diye yapıyorlar ne yapıyorlarsa, az daha sabret sonra yine hep beraber olacağız, abin de burada, herkes burada, görsen şaşarsın” diye teselliye çalışıyor yakışıklı Günay’ı.
Şimdi hastanede uyumadan bekliyor anne Olcan, baba Ahmet ve abi Tanay…
Anne canını, baba kanını, Tanay gözünü bekliyor.
Yeni bir sınavla karşı karşıya olan Özışık ailesi, yeni bir mücadeleye daha girmeye başlıyor.
Tanay’ın gözlerini açmaya çalışıyorlar…
Günay’ın yaşaması ve yürümesi için dua ediyorlar…
Artık bir evleri de yok…
Sırtlarındaki bir ceket bir tişörtten başka hiçbir şeyleri yok Özışık ailesinin…
Günay da zaten hemşirelere, “Ben artık apartmanda yaşamam” demiş.
Ne de güzel demişsin Günay’ım…
Sen en güzel yerlerde yaşamaya layıksın yakışıklı Günay…
Sen Tanay’ın gözüsün…
Ayağısın…
Bu milletin umudusun…
Yalnız kalma korkusundan “sen gitme abi” demiştin ya…
Bu millet seni yalnız bırakmayacak!
Seni o beton mezara gömenler…
Bacaklarını ezenler…
Küçücük bedenin üzerinden rant kovalayanlar…
Tabut evlere seni sokanlar…
Alayı çeksin gitsin…
Sen gitme Günay!
Bırakma kendini…
Koştura koştura yaşa hayatı…
Sen gitme Günay!
Nasıl görür sonra ağabeyin Tanay?.

Sosyal medya paylaşımı

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın