Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

Sitare Beşe İNCE: Ah be Fatma Abla, Ali dayı, sizler ne güzel insanlardınız

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
 Sitare Beşe İNCE: Ah be  Fatma Abla, Ali dayı, sizler ne güzel insanlardınız
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

Dün sabah uyandığımda harika bir eylül havası vardı İstanbul’da. Masmavi bir gökyüzü, tatlı bir esinti ve o rüzgarla ahenkle dans ederek başımızın üzerinden geçen beyaz pamuk pamuk bulutlar. Seyretmeye doyamıyor insan..

Bu tatlı eylül esintisi beni alıp Akçaabat’a götürdü..

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

Balkonda bu tatlı havayı solurken çocukluğumda keyif aldığım şekilde bir kahvaltı yapmak istedim.

Kayısı kıvamında yumurta, tereyağ ve reçel bir de güzel demli bir çay..

Akçaabat’ta halamların evi tepedeydi. Halam Akçaabat Belediye Başkanı olan eskiden oranın toprak ağası olan aileden gelen Emin Serdar la evliydi.

 Halam on yedi yaşında Emin eniştemle evlenmişti. Halamların oturduğu ev tepede, büyük arazilerinin içinde önünde çok güzel bir bahçesi olan eski bir rum eviydi.

Beni çok etkileyen ve ürküten garip gelen balkonlarıydı. Balkon demir şeritlerden oluşuyordu. Aşağısı görünüyordu. Çıkmaya korkardım düşecekmişim gibi.

Evin önünde çok güzel bir bahçe vardı. Ön bahçe bakımlı, gül ağırlıklı bol çiçekli, içinde kırmızı japon balıkları yüzen nilüfer kaplı bir süs havuzu vardı.

 Ön bahçeye bayılırdım. Civcivleri olmuş anne tavuk önde civcivler hemen arkasında o bahçede dolaşır yerden gıdaklanırlar dı..

Onları izlemeye doyamazdım çok sevimli görünürlerdi önde anne tavuk ardında sarı sarı minik top gibi görünen civcivler.

O bahçede Fatma abla yuvarlak masaya harika bir kahvaltı sofrası kurardı.

 Rahmetli Emin eniştemin dayısı da onlarla yaşardı Ali Dayı. Ali dayı hiç unutamadığım beni çok etkileyen birisidir. Kahvaltı sofrasına dahi beyaz gömlek ve takım elbise ile otururdu.

 Ceketin cebinde beyaz mendil bulunurdu. Türk filimlerinde ki Ayhan Işık misali. Hep şık ve bakımlı idi. Bir salon beyefendisi.

Hiç evlenmemiş hiç çoluk çocuğu olmamış birisi idi yanlış hatırlamıyorsam.

Çok sevgi dolu çocukları çok seven kibar bilgili bir insandı. Biz dört kardeşle çok yakın ilgilenir bizi sever öğretir anlatırdı. Trabzon Tereyağı ile reçeli ezerdi sabah kahvaltısı için bize ya da balı.

Bunu ondan öğrenmiştik ve çok sevmiştik. Kahvaltıda ondan sonra reçeli hep Ali Dayı usulü yedik. Hala bu yaşımda tereyağ reçel ezilse Ali Dayı yı hatırlar anarım onu anlatırım mutlaka. Sonra çocuklarıma da Ali Dayıyı anlatarak tereyağ – reçel ezerek yemeyi öğrettim.

Halamın üç oğlu vardı. Bir de yedi sekiz çocukları olan bir aileden evlat edindikleri bir kızları. Fatma abla. O zamanlar o bölgede böyle bir kültür vardı. Çok çocuklu aileden bir kız çoğunu evlat almak. Bu kız çocuğu aslında ev işlerini yapan ev yardımcısı idi. Aile onun tüm bakımını üstleniyordu.

Fatma abla da o zamanlar 15-16 yaşlarında bizden 7-10 yaş arası bir büyüklükte, simsiyah uzun saçları cin gibi ışık saçan simsiyah gözleri vardı. Ablamla benim için bir bilendi o. Biz her şeyi ona sorardık. Klavuzumuz Fatma ablaydı.

Biz halamlara gittiğimizde Fatma abla tüm işleri yaparken temizlik yemek vs biz dört kardeşle ilgilenir başımızda olur bizimle oynardı. Annemler bir yere giderken bizi ona emanet ederlerdi.

Bütün oyunları ben ondan öğrendim desem yeridir. Yakan top, tombala istop vs. Bahçedeki yaşamı da ondan öğrendim. Evin ilerisinde sargılık denen bir bölüm vardı. Evin tükettiği sebzelerin yetiştirildiği yer. Etrafı hayvanlar girmesin diye sazlarla duvar yapılarak çevrilmişti.

Oradan domates salatalık biber vs. toplardık Fatma abla ile. Muşmula ağaçlarına tırmanmayı, elma armut ağalarından meyve toplamayı Fatma abladan öğrenmiştik.

Tavukların altından folluktan taze yumurta almayı, tavukları beslemeyi de. Beş çayı saatinde Fatma ablanın o taze yumurtalarla yaptığı akıtmalara doyamazdık.

Ev ile sargılık arasında büyük meyve ağaçlarının olduğu büyük bir alan vardı. Halamın oğulları bizim abilerimizdi. Abilerimin av köpekleri vardı.

Akşam üstü av köpeklerini serbest bırakırlardı o alanda. O zamanlar köpeklerden korktuğum için köpekler serbest bırakılacağı zaman ben bir meyve ağacına tırmanırdım onlar tekrar bağlanana kadar ağacın tepesinde meyve yiyerek zaman geçirir beklerdim.

Köpek korkumu yenmem ve onları severek alışmam yine abilerimin av köpekleri sayesinde olmuştur. Panter isimli harika efendi bir köpekleri ile köpeklere alıştım ve sevdim. Korkum geçti ve yedi yıldır evde köpeğimiz var sokaktan sahiplendiğimiz. Onunla yaşadığım gibi sokaktaki köpekleri severek ve besleyerek yaşıyorum. Köpeksiz ve kedisiz bir yaşam düşünemiyorum artık.

Akçaabat ta olduğumuz sürece zamanımın büyük çoğunluğu halamın bahçesinde halamlarda geçiyordu. Halamların tarlalarını ekip biçen marabaları ( bahçelerde çalışanlarına Karadeniz’de verilen ad )vardı. O arazinin içinde onların küçük evleri vardı.

Marabalarının çocukları Güner ve Şengül benim en iyi arkadaşlarımdı bütün gün oynadığım o yıllarda. Onları çok severdim. Dünya bir yana onlar bir yana. Arazide deli gibi koşar bütün gün oynardık, elişi yapardık beraber. Çok eğlenirdik…

Tütün ekilen arazinin sonunda tütün damı vardı. O yaşların verdiği merakla orada tütün sarar sigara yapar içerdik marifetmiş gibi. Büyüdük hissederdik kendimizi.

 İyi ki tütün damını tutuşturup yangın çıkartmamışız (!) Küçük yaşlarda meraktan tütün sararak ya da birinci gelincik sigarası alarak merakımızı giderdiğimizden sanırım sonraki yıllarda sigara kullanmadım. Çocuk yaşta iyi bir şey olmadığını anlamışım Allahtan.

Geçen zamanla değişen dönemle o araziler yüksek apartmanlara dönüştü. Halamların iki katlı evlerinin kapısından çıkar çıkmaz karşısında apartman gördüğümde içim acırdı hüzün kaplardı. Sonra o rum evi de yıkılıp apartmana döndü yanılmıyorsam.. O ekilen biçilen meyve sebze mısır tütün yetiştirilen araziler satılarak apartmanlara dönüştüler insanların yığın halinde bağ bahçe doğadan uzaklaşarak üst üste oturdukları binalar..

Şengül ve Güner Satari köyündendiler aslen sonra evlenip gittiler yine köylerine . Ali Dayı yaşı olan bir insandı kısa bir süre sonra vefat etti. Fatma abla lise yıllarıma kadar vardı on yedi yaşıma kadar bize hayatı öğretti klavuz olarak.

Aklımıza bir soru gelse rahatlıkla ona sorardık. Kendimizi rahat hissettiğimiz tek kişi Fatma ablaydı yetmişli yıllarda. Bilgili sevgi dolu güler yüzlü hep olumlu bakan üf dahi demeyen birisiydi. Evlenip Almanya ya yerleşti.

Anne oldu. Orada yaşıyor hala.

Ben dün sabah 12 Eylül sabahı bu anlara giderek terasımda harika bir eylül sabahında Fatma abla usulü kayısı kıvamında yumurta ve Ali Dayı usulü tereyağ ile reçeli ezerek yerken hayatıma giren ve etki eden bu güzel insanları anarak güzel bir kahvaltı yaptım mutlulukla keyifle hafif esintiyi içime çekerek..

Hayat şekillenerek yoluna devam ediyor…    

Hayatımıza bizi geliştiren değer katan insanlar girmeye devam ediyor. Öğrenmeye gelişmeye devam ediyoruz.

Hepsine minnettarım.. Değerlerini biliyorum…

Geçmişi unutmadan geleceğe bakarak, iyi insanların hayatımıza girmeye ve şekil vermeye devam etmesi dileğiyle….

Sitare Beşe İNCE

İstanbul

13 Eylül 2020 İstanbul

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın