Rüzgar eken fırtına biçer.

Ne bekliyorduk ki?

Bir barda şarkı söyleyen Onur Şener, ikisi sabıkalı üç üst düzey devlet memuru tarafından evine giderken pusu atılarak alçakça katledildi.

Sebep; şarkıcının devlette (Osmanlı’da da seçkinlerin evlatları hep ‘Evkafta’ görevli olurdu. Her türlü taşkınlıkları da hoş görülürdü. ) koltukları ele geçirmiş güç sarhoşu, üç şımarık memurun istek yaptığı parçayı bilmemesi. Oysa sanatçının “Biliyorum ama söylemek istemiyorum.” Deme özgürlüğü de var.

Şarkıcının, gelin görün ki ‘Bilmiyorum’ cevabı bu üç civanı yanlarındaki kadınlara mahcup etmiş.

Oysa, Ankara’da yaşayan özellikle memur kitle, pek çoğumuzun güzünde bütün Türkiye’nin gelirini hortumlayan, bir avuç ayrıcalıklı kesim olarak görülürdü. Bu kesim kendileriyle ilgili toplumun genel düşüncesini bildiklerinden dolayı hal ve tavırlarına dikkat ederlerdi. Artık gelin görün ki bunların hepsi bir mazi olmuş.

Devletin ve özel sektörün ballı kaymaklı koltuklarını işgal eden bu şımarık güruhun yaptığı cinayetin, hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Ne var ki yaşananlar da aslında malumun ilamından başka bir şey değil.

Neden mi?

Siz bütün politikanızı nüfusun yüzde 99’u Müslüman bir ülkede “dinimi yaşayamadım, başımı örtemedim, oramı buramı açtırdılar, camilerimizi yaktılar yıktılar” gibi yüzlerce gerçek dışı slogan üzerine inşa ederseniz,

Siz gücü elinizde tutabilmek uğruna; toplumu kamplara ayırıp, tarafların arasına duvarlar örüp, herkesi kendi mahallesine hapsedip, ezildiğine inanan bir kitle inşa etmeye çalışırsanız,

Siz iktidarı sürdürülebilir hale getirmek için ekipleşip, kamplaşmaya ve sisteminiz için tehlikeli olabileceğini düşündüğünüz herkesi ötekileştirip tek parti devletine dönüştürürseniz,

Siz kolay yönetmek adına toplumu oluşturan bütün renkleri ve değerleri dinamitleyip; tarikatlar, çıkar örgütleri, hemşeri grupları, partililerle uluslararası lobilerin desteklediği ekiplere bütün gücü teslim ederseniz,

Siz Atatürk’ün sınıfsız hale getirdiği Türkiye toplumunu Osmanlı ile Hindistan benzeri bir KAST sistemine dönüştürmek adına devletle özel sektör için seçilenlerde bu kurallara dikkat ederseniz,

(Bugün Türkiye’de kimlerin ne kadar para, güç ve nüfus kazanacağı bile bellidir. Muhalefeti de iktidarı da bu konuda aynı ortak adımları atmaktadır. Çünkü bu şekilde toplumu yönetmek ve kontrol altında tutup, manipüle etmek çok kolaydır.)

Siz sınıflı toplum yaratmak adına, sağlıklı bir psikolojiyle bedensel gelişime dikkat edip, parlak bir akla, zekaya, karaktere bakmaktansa; sadece aidiyet mensuplarına iş, aş, mevkii, makam ve güç verirseniz, (Bugün Türkiye birbirinden çirkin sağlıksız görünümlülerin vitrinlerde sergilendiği model ülke gibi.

Ördek giller, kaz giller, damızlıklar gibi sınıflara ayrılabilirler. Gerçekten fiziksel ve ruhsal yönden birbirinden çirkin kitleyi seçen ülkemizde özel bir cast ajansı mı var? Merak ediyorum. Elbette ki bir ülke, diğer ülkelere üstünlüğünü hissettirmek için ruhsal ve fiziksel yönden tam sağlıklı bireyleri her alanda SEÇMEK ZO- RUN- DA- DIR. NOKTA… ÜLKE SİZİN EGOLARINIZDAN DAHA ÖNEMLİDİR.)

Siz gücünüzü ve iktidarınızı daim etmek için biz dışarıda ve en alttakilerin, ‘Yönetici Sınıf’ gibi gördüklerinin arasına da hiyerarşik bir düzen getirdiniz. Bir şirketin güvenlikçisini genel müdüründen daha üstün ve torpilli yaptınız. En son bunun örneği Tokat’ta yaşandı. Vali ve eşinin elini sıkmadan önünden geçen bir grup asker örneği. Bu sadece devlette ve bürokraside mi yaşanıyor sanıyorsunuz? Patronundan, yöneticisinden daha güçlü yüz binlerce çalışan. Hiçbir patron veya yönetici güçlü partili çalışanlarına veya alt kadrosuna iş yaptıramaz, emir ifadesi kullanamaz. Ancak rica edebilir. Hodri meydan “ben partili, güçlü seçkinleri çalıştırabiliyorum” diyen babayiğit varsa çıksın bir adım öne.

Siz psikolojisi ve akıl sağlığı ile yetkinliği tartışmaya açık olabilecek düzeydeki kendi çocuklarınızın da geleceğini kurtarmak adına her alanda hak yemeye devam ediyorsunuz. Bu sınıfın dışında kalan en alta itilip her şeyin dışında bırakılan halkın, iyi yetişmiş pırıl pırıl, sağlıklı çocuklarını konserveye dönüştürdünüz. Sistemde kendine yer bulamayan doktorundan mühendisine, işçisinden muhasebecisine varana değin her kesimden genç nüfus, akın akın ülke dışına kaçıyor.

ZİHNİ DEVRİME İHTİYAÇ VAR

Yaşanan Onur Şener ve benzeri olayların son bulmasını diliyorum. Ancak dünyada demokrasiyi, fırsat eşitliğini, laiklik ile hukukun üstünlüğüyle, toplumsal kuralları özümseyememiş bütün ülkeler aynı sorunlarla cebelleşiyor. Bu değerlerin içselleştirilmesi zihni bir devrimle gerçekleştirilebilir.

Ne yazık ki madde bağımlısı, cinsel kimliği sorunlu, zihin ve ruh sağlığı şüpheli, öfkeyle-nefret duygusu arasında bir yaşam sürdüren pek çok gencin, bunu kolay başarabileceğine de inancımı yitirmiş durumdayım.

Çalışmadan, helal alın teri dökmeden, başkalarının hakkını gasp ederek, bolluk içinde yaşayan bir toplum oluştu. Vicdan, merhamet, sevgi, saygı, ahlak ve HAK gibi temel değerler çoktan unutuldu. Değerlerin, topluma yerleştirilmesi ise sadece iktidar partisinin değil muhalefetin de ana sorunu. Muhalefetin hala iktidar partisinin lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın her şeye rağmen gerisinde kalmasının da bir diğer nedeni ihtiyaç duyulan bu zihni devrimi gerçekleştirebileceklerine duyulan şüphe değil mi? Muhalefet partilerinin de iktidar partisi örneğinde olduğu gibi kaymak tabakasının olduğuna inanılması. Toplum, kendi seçimiyle iktidara kimi getirirse getirsin oligark sistemin varlığını sürdüreceğini düşünmesidir. Bu da iktidarıyla muhalefetiyle sınıflı bir yapıya dönüştürülmesi hedeflenen toplumun baklava dilimi gibi bölünüp paylaşılmasının sonucu.

Nurten Ertul

By Haber Editörü

Gündeminiz.Com Genel Haber Editörü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.