Beni tanıyanlar bilir önce Ziraatçıyım. Sonrasında Siyasal bilgileri bitirdim. Gazeteciliğe ise memur olduğum o yıllarda Günaydın Gazetesinde Doğu Anadolu temsilcisi olarak başladım. Ziraat Okulunu bitirir bitirmez 1968 yılında Kars Teknik Ziraat Müdürlüğü emrine ve oradan da Çıldır İlçesi Tarım Müdürlüğüne atandım. O yıllarda Tarım Bakanı olan, şimdilerde onun devlet adamlığını aradığımız ve bulamadığımız, rahmetle andığım Bahri Dağdaş Bakanımızdı. Meksika buğdayının çok verimli olduğunu çiftçimize anlatıyor, demonstrasyon uygulamalarımızla yerli tohum ile farkını gösteriyor ve günümüzde tarla ve toprağı ile küs olan çiftçilerimize köylülerimize anlatıyorduk.

Yılmadık bıkmadık, köy, köy dağ tepe gezdik ve başarmıştık. Kardeş kuruluşumuz olan ve aynı binada mesai yaptığımız  Veteriner Müdürlüğü de o yıllarda hummalı bir şekilde çalışıyor, Doğu Anadolu Kırmızısı olarak bilinen yerli büyük başları tohumlama suretiyle melez bir kültür ırkına çevirmeye çalışırlarken, bir yandan da hayvan üreticilerine kültür ırkı olan süt ve et veriminde lider olan Simental ve Motofon ırklarını öneriyor alımları için krediler verdiriyorduk.

Evet, bunu da başarmıştık. Aradan yıllar geçti ve o yıllarda Arpaçay Çöreğel, Çıldır da Purut ve Suhara ve Selim ovalarına, Ardahan ve Göle çayırlıklarına ve Zavotlara yüksek tepelerden bakıldığında ovaların hareket ettiğini sanırsınız. Oralarda hareket eden aslında ovalardaki verimli otlaklarda otlayan büyük ve küçükbaş hayvan sürüleri idi. Vatandaş memnun ve mutluydu. Hayvanı, eti, sütü ve yapağısı aranıyor ve para ediyordu.

1970 yılı nüfus sayımında ülkemizin nüfusu 35 milyon 605 bin. Bu nüfusun 13 milyon 691 bin’i şehirde, 21 milyon 914 bin’i ise kırsal kesimde yaşıyordu. O yıllarda ülkemizin büyük ve küçükbaş hayvan varlığı ise 86 milyon idi.

Günümüzde nüfusumuz 85 milyon. Küçük ve büyükbaş hayvan varlığımız 58-60 milyon arasında. Nüfusun yüzde 7-7.5’i kırsal kesimde yaşıyor. 1970 yılında bu oran yüzde 62.5 iken günümüzdeki durumla karşılaştırıldığında pahalılığın yoksulluğun ve yokluğun nereden geldiği belli olmuyor mu?

Tahıl ambarı olarak bilinen ülkemiz ne acıdır ki, buğday ithalinde dünyada ikinci, ayçiçeği ithalinde dünyada birinci sırada yer alıyoruz.  Artan, akaryakıt, tohum, ilaç, gübre girdileri astronomik rakamlara ulaştığı bir yana, kırsal kesimde ekip biçecek nüfusun azaldığına bakılınca buna bağlı olarak fiyatlarda elbette yükselecektir. Bu durum böyle devam ederken, tedbir alınmaz ise ülkemiz ürettiği ile beslenen ülkeler statüsünden çoktan çıktı, her şeye muhtaç hale gelmemiz mümkündür. Bakanımız, “Her ne kadar paramız var ki ithal ediyoruz”  dese de, bu ekonomik şartlarda para da suyunu çektiğine göre; Bu duruma nasıl adapte olup neyine neresine inanacağız.

3-5 maaş alanlara ne diyeceğiz?

Ülkemizde yokluk, yoksulluk, işsizlik ayyuka çıkmışken, sanki ülkemizde beyin ve insan gücü yokmuş gibi bir takım yerlere görevlendirilip üç, beş maaş alanların, ülkemiz insanları Pazar artıklarını toplar, ülkemizde hırsızlık ve kapkaç olayları artarken, pahalılık nedeniyle aracına akaryakıt alamayan insanlarımız varken, bu çok maaş alanların vicdanları rahat mıdır?

Ülkemizde işsizlik kol gezen, üniversite mezunlarımız inşaatlarda çalışır bazıları çobanlığa razı olurken, bunlara görev vermeyip bu iş güç sahibi olan insanlara yeni işler verip onların haksız para kazanmalarını sağlayanlara ne demeli?

Böyle yokluk görmedim

60 Darbesi olduğu zaman sanıyorum İlkokul %. Sınıftaydım. Yani 60 tan sonra ülkemde olup biten tüm olayları biliyor izliyor ve aklım da eriyordu. Darbe sonrası Menderes ve arkadaşları Yassıada mahkemelerinde yargılanırken, o sırada bizim evde büyük bataryaları olan ve evin çatısında tellerden anten yapılmış radyomuz vardı. Köy halkından meraklı olanlar duruşma günlerinde bizim evde toplanır haberleri ve mahkeme de olup bitenleri izlerler bende onlara rahmetli annemin yaptığı çayı ikram ederdim.

Diyeceğim o ki, o günler sonrasında olan ekonomik sıkıntıda, devam eden 71-72 yıllarındaki krizlerde, o dönemlerde sıklıkla değişen ve adına Milliyetçi Cephe (MC)  Hükümetleri denen koalisyonlar dönemi, ve gençlerin sağcı solcu diye kandırılarak birbirlerini kırdırdıkları dönemlerde bile böyle pahalılık ve yokluk yaşamamıştık.

80 darbesi ve sonrası

Gençlerin maşa olarak kullanılıp vatan, millet,  devrimcilik adına birbirlerini kırdırdıkları ve bazı üst düzey devlet görevlilerinin de katledildiği günlerde bahane edilerek 80 darbesi yapıldı.

Malum darbeler sonrasında ülkede kaos ve kargaşalar, suçlamalar başlar. Bunda da böyle oldu. Demokrasiye geçiş planı doğrultusunda partilerin kurulmasına izin verildi ama,  partilere girmek isteyenlere o zamanın darbecileri herkese izin vermediler. Üstelik zamanın paşası Turgut Sunalp’a parti kurdurarak açıkça desteklemelerine karşılık halktan gereken cevabı aldılar ve hiç ihtimal verilmeyen Turgut Özal liderliğindeki ANAP iktidar oldu. İşte kargaşalığın sürdüğü ve krızler yaşandığı bu dönemde dahi fiyatlar bu kadar el ve can yakmamıştı.

90’ lar sonrası

Ülkemizin çok partili sisteme geçtikten sonra, partiler sürekli birbirleri ile boğuşmaları sonucu, tam olarak demokrasi yaşanmadı, hükümetler kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ettikleri için yaşatmadılar.

94-95 ekonomik krizinin yaşandığı yıllarda enflasyon üç haneli rakamlarla ifade ediliyor olmasına rağmen, pahalılık yokluk ve yoksulluk bu kadar olmamıştı. Halk yoksul olup günümüzdeki duruma düşmemişti.

Adaylığım dönemi ve günümüz

Sonrasında hükümetler değişti ama ekonomik kriz bitmedi. 99- 2002, 2009 kriz dönemleri  ve sonrasında da durum değişmedi. 2009 yılındaki kriz ortamında Belediye Başkanı adayı olmam nedeniyle harcamalarımız artmasına rağmen, bu günkü gibi sıkıntı yaşamamış ve bu kadar etkili pahalılık görmemiştik.

Günümüzde ne olduysa, ortaya bir bomba düştü ve herkesi perişan etti. Çiftçi, esnaf, sanayici, halk, emekli birden yoksullaştı. Her şeyin fiyatı erişilemeyecek durumda arttı ve devam ediyor. Enflasyonu ve döviz artışını alındığı söylenen tedbirlere rağmen durdurmak mümkün değil.

Cumhurbaşkanımız yaptığı bir açıklamada, “Pahalılığı yaratanlara acınmamalı ve gereği yapılmalı “ demişti. Bence doğru söylüyor. Hakikaten gereği yapılmalı ama kime?

Son olarak hazırlanan bir tasarıya göre kimse enflasyon ve pahalılık tan bahsetmeyecek. Araştırma açıklamayacak. TÜİK’in izin alınmadan yayınlanacak araştırma ve anketleri yayınlara hapis cezasının geleceği yasa geçerse vay geldi ülkemizin ve halkımızın haline. O zaman ülkemizde daha çok hapishaneler yapılacağa benziyor.

Mustafa DOLU

Halkın Avukatı

Başyazar

 mustafadolu49@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.