Dinimiz, yani İslamiyet bu zamana kadar gelmiş geçmiş dinlerin ve din diye kabul edilenlerin en mükemmelidir. Bu nedenle de dinimizin kutsal kitabı olan Kuran dinlerin ve peygamberlerin sonuncusu olarak kainatın yaratıcısı olan Yüce Allah tarafından HZ. Muhammet’e ilk ayet “Oku” olarak gönderilmiştir.

Kuran esasına dayalı olan İslam dininin, geçmişten günümüze kadar uygulanan müspet ilimlerle de ters düşmemiştir. O zaman Allah’ı bir bilip Peygamberi onun elçisi ve Kuran’ı hak kitap kabul eden herkes müslümandır. Zaten kelime-i şehadette bu hususu belirtir.

Müslüman olmakla övünüyoruz ama yapılan bir araştırmada bakalım müslüman devletlerde ne gibi sonuçlar alınmış. 

İslamilik endeksi

ABD George Washington Üniversitesinde görevli iki akademisyen Sheherazade Rahman ve Hüseyin Asgari, “İslam Ülkeleri ne kadar İslam” konulu 153 ülkeyi kapsayan bir araştırma ve inceleme yapmışlar. Bu akademisyenlerin yaptıkları araştırma sonrasında, İslami esaslara uygun olarak yönetilen ülkeler sıralamasında, baz olarak, Kuran’ı Kerim’de ilgili ayetler ve Hz. Muhammed’in yaşamı, uygulamaları ve hadisleri ile çeşitli göstergelerin kullanıldığı ekonomi, hukuk ve yönetişim, insan hakları, ihlaller ve siyasi haklar ile uluslararası ilişkilerin içinde olduğu alt dallardan oluşan bir İslamilik değerlendirilmesinde;

İlk 20 sırayı çoğunlukla Kuzey Avrupa ülkeleri alırken, ilk 50’ye sadece 4 islam ülkesi girmiş. Ülkemiz yani halkımızın yüzde 99’u Müslüman olarak övündüğümüz Türkiye’miz ise 95. Sırada kendine yer bulmuş.

Sıralama şöyle :

1.- Yeni Zelanda, 2- İsveç, 3- Hollanda, 4- İzlanda, 5- İsviçre, 6- İrlanda, 7- Danimarka, 8- Kanada, 9- Avustralya, 10- Norveç olarak sıralanırken Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 45, Arnavutluk 46, Malezya 47 Katar 48. sırada yer alarak ilk 50 arasına girmişler. Sıralamada 60. Sırada Bosna Hersek’in ardından listede yer alan diğer ülkeler, Endonezya 64, sonrasında Kuveyt, Bahreyn ve ürdün yer alırken,  Suudi Arabistan 85, İran 125, Mısır 137, Sudan 152, Yemen 153,  

Yapılan bu İslami Endeksi’nin duyurusunda Türk kökenli Mısırlı alim Muhammet Abduh’un 100 yıl önce söylediği, “Batı’ya gittim, İslam’ı gördüm ama Müslüman yoktu; Doğu’ya döndüm, Müslümanları gördüm ama İslam yoktu” demesi de unutulmamış.

Neden böyle

İslamiyet’in neden bu hale geldiğine baktığımızda Hz. Muhammed’in vefatından yaklaşık 100 yıl sonra kurulan mezhepler, yetmemiş tarikatlar. Tarikatlardan ayrılan kolları var. Bunlar kuran’a göre ve peygamberimizin yoluna göre uygulamayı değil kafalarına göre yeni bir din yaratıp uyguladıkları ve kendi menfaatleri için faaliyet alanlarını genişlettikleri için dinimizi bu hale geldiği gün gibi ortada. Şimdi onlara bir göz atalım.

Mezhepler

Peygamberlerin sonuncusu ve islamı yaymak için Allah’ın elçisi olarak gönderilen  Muhammet Mustafa’nın vefatından yaklaşık 100 yıl sonra, Ebu Hanife tarafından kurulan Hanefi Mezhebi, Halife Hz. Ömer’den sonra gelişip yayılmış ve sonraları Hariciler ve Vehhabiler olarak ta ayrılmıştır.

Şafi Mezhebi: Ebu Hanife’nin vefatı yılı olan 767 yılında Gazze’de doğan İmam Şafi tarafından kurulmuştur.

Hanbeli Mezhebi:  Hicaz ve Irak bölgelerinde, Emevi ve Abbasi dönemlerinde Ahmet Bin Hanbel tarafından kurulmuş ve onun görüşlerini benimseyenlere Hanbeli denilmiştir.

Maliki : Medine fakiri olarak ta adlandırılan Malik Bin Enes tarafından  peygamber’in hadisleri örnek alınarak kurulan ve taraftar toplayan bir mezheptir.

Görüldüğü gibi günümüzde partilere benzer kuruluşlar olduğu ve bunların fikir ve uygulamalarının bir birlerine uymadığı daha çok kurucuların fikir ve görüşlerinin hakim olduğu mezheplerdir. Daha sonraları Hz. Ali’nin camide, oğlu Hüseyin ve torunlarının Kerbela da katledilmeleri sonrasında yine müslümanlığı esas alan Alevi ve Caferi mezhepleri de kurulmuş ve inançlarına İslami ölçülerde devam etmektedirler.

Tarikatlar

Günümüzde uygulanan çok partili sistem gibi, mezheplerle yetinmeyen Müslümanlar, yine değişik fikir ve uygulamalar sonrasında menfeatlarına uygun cemaatler ve tarikatlarla onlara bağlı kollar oluşturdular. Bunlar İslam’ı kendilerinin görüşlerine göre uyguladıkları için Kuran esasına göre İslamiyet’in tam anlamıyla uygulandığı söylenemez. O nedenle olmalı ki, ülkemiz İslam endeksi sıralamasında 95. Sırada kendine yer bulmuştur. Ülkemizde çok partili sisteme benzer kurulan ve birbirlerinin fikir ve uygulamalarını beğenmeyen tarikatlar kendi aralarında cemaat lara da ayrılmıştır.

Nakşibendi tarikatı, Ülkemizde en fazla kolu ve cemaati, müridi olan ve siyasetle iç içe olan etkili bir tarikattır. Nurcularda bu tarikatın diğer koludur. Bu tarikat içerisinde en çok bilinenler ise; Menzilciler, İskenderpaşa Cemaati, (Bu cemaat mensuplarından önemli kişiler  ülke yönetiminde görev almış ve sürdürmektedirler)  İsmailağa Cemaati, Süleymancılar, Erenköy cemaati ve daha bir çok kolu vardır.

Nurcular, bu tarikatında faaliyette olan kolları vardır bazıları, Fetöcüler, İlim yayma cemiyeti, ışıkçılar, kırkıncı hocacılar önemli kollarıdır.

Bunlardan başka ülkemizde faaliyet gösteren diğer tarikatlar ise şunlardır. Kadiri tarikatı (13 kolu var), Halveti tarikatı (10 kolu var), Rufai tarikatı (11 kolu var), Bayramiler (6 kolu var), Sühreverdiyye, Çiştiyye, Şazeliyye, Mevlevi tarikatları ve bunların dışında olan Adnan hocacılar ve Furkancılar kapatıldılar.

Diyanet işleri Başkanlığımız tüm bunları ya kapatmalı ya da dinimizi bunların uygulamasına bırakmamalıdır. Dinimiz bir takım insanların kafasına göre uygulanacak bir din olmadığı hatırlatılıp zaptı rap altına almalıdır.  Uymayanlar varsa Fetö ve Adnan hocacılar da olduğu gibi gereği yapılmalıdır. Kanunlarımız bunun için yeterlidir.

Ayrıca bunların uhdesinde olan kurslar ve yurtlar mutlaka Milli Eğitim Bakanlığı kontrolünde olmalı, kurslara katılan çocuklarımıza dini bilgiler Bakanlık ve Diyanet Başkanlığınca kuran’a dayalı gerçek İslam öğretilmelidir.

Böylece bu kurs ve yurtlara giden ülkemin çocukları taciz, tecavüzden baskıdan ve intihardan kurtulmuş ve gerçek islam’ı öğrenen gençlerimiz yetişmiş olur.

Mübarek Ramazan’ı yaşamaya başladığımız bu günlerde de, tutulan oruçların kabul edilmesini dilerken, Ramazan’ı sömürü ve siyasette kullanmak isteyenlere fırsat verilmemesini dilerim.

Mustafa DOLU

Halkın Avukatı

Başyazar

Mustafadolu49@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.