Ülkemde hak, hukuk, özgürlük kısıtlamalı yasaların uygulanmaması, Anayasa Mahkememizin aldığı kararı aynen uygulaması gereken yerel mahkeme ciddiye almazken, yönetimden, “Nasıl böyle bir karar alınırmış” sözleri duyulunca ağız tadımız kaçıyor ve mutlu olamıyoruz.

Canımızı emanet ettiğimiz sağlıkçılarımıza görevleri sırasında hakaret edilip darp edilmelerine akıl erdiremiyorum. Yetmiyor bu durumda, hakkını aramak için yasal yollara başvurulduğunda, darpçı ve hakaretçilerin serbest bırakılmaları yetmiyormuş gibi, bir zamanlar ayakta alkışlanan doktorlarımıza, “Nereye gidiyorsanız gidin” diyenler olduğu gibi, “Gidişiniz olsun dönüşünüz olmasın” diyenlerin olması ağzımızın tadını kaçırıyor ve mutsuz oluyoruz.

Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin yüzde 70’i ülkemizin geleceğinden umudunu kestiği için yurt dışına gitmek istiyor, sorumlular ve yöneticiler hiç etkilenmemiş gibi, “Giden gider kalan kalır” denilince ağız tadımız kaçıyor ve üzülüyoruz.

Binler hatta on binler, elektrik, doğalgaz faturalarını ödeyemez, evinde battaniye oturur televizyonunun ışığı ile aydınlanırken, bir yöneticimiz bu konuyu dillendiren bir başka lidere gaz lambası ve kandil göndermesi hoş olmuyor ve hoşnutsuzluk yaratıyor ve ağzımızın tadı kaçıyor, mutlu olmaktan uzaklaşıyoruz.

Çiftçimiz toprağına küskün

Artan mazot, tohum, gübre, ilaç ve diğer tarım girdileri karşısın da belini doğrultamayan çiftçim, köylüm tarlası ve toprağı ile küsmüş durumda. Ozanımız Aşık Veysel’in, “Sadık yarim”  dediği toprağı ve tarlası ile barışamıyor, yanına varamıyor, ekip biçmiyor. Devletten yardım ve destek alamıyor, sonrasında buğdaya muhtaç hale gelip ekmek fiyatları artınca da ağzımızın tadı kaçıyor ve savaş halindeki Rusya ve Ukrayna’ya muhtaç olmamız bizi üzüyor.

Hele hele, ülkemiz bir milyar nüfusun üstünü besleyecek durumda iken, ne oldu da yıllar içerisinde ürettiğimiz her şeyi ithal eder hale geldik. Gelir garantili yatırımlara ödenen paraların bir kısmı çiftçimize verilmiş olsaydı Cumhuriyetimizin ilk yıllarında olduğu gibi tarım ürünleri ihracatında yine ilklerde olurduk.  İşte bu durumlar bizleri ziyadesiyle üzüyor ve ağzımızın tadı kaçıyor.

Ete kuyruk zammı

Görüyor, duyuyor ve okuyoruz, vatandaşımız o kadar muhtaç hale gelmiş ki, Pazar artıklarından meyve, sebze toplar, fırınlarda bir gün öncesinin ekmeğini ucuza almak için sıra bekler, halk ekmek önlerinde ve ucuz et satan yerlerde uzun kuyruklar oluştururken nasıl mutlu olunur ki? Bunun çözümü için köylü ve çiftçinin toprağı ile barışacak önlemlerin acilen alınması gerekir. Aksi takdirde bu kuyruklar uzar gider.

Mağazalarının önünde kuyrukların uzadığını gören Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü bu durumdan rahatsız olmuş olmalı ki, kolay yoldan çözümü bulmuş. “Kuyrukların azalması için zam yaptık” demiş. Şimdi bu laf ağzımızın tadını kaçırmaz mı?

Bu bürokrata önerim var. Kuyrukların azalması için yüzde 48 zam yerine resen etin kilosunu yüz 50 TL. yapsın, o da yetmez ise satış mağazalarının tümünü kapatsın bak bakalım o zaman kuyruk oluyor mu?

Bu duruma ağlar mısınız, güler misiniz bilmem. Bu zamana kadar böyle bir laf duydunuz mu onu da bilmem. Millet ucuz et alayım diye saatlerce kuyruklarda yorgun argın beklerken, benim ülkem Katar denilen bizim eski vilayetimiz olan kabile devletine 2 milyon 500 bin canlı hayvan göndermiş. Peki, buna ne demeli? Hadi gelin ağzınızın tadı kaçıp kafanız bozulmasın.

Akaryakıt borsası

Eskiden vatandaş otomobil alınca aileye mutluluk getiriyordu. Şimdi öyle bir hale geldi ki o mutluluk veren otomobil üzüntü veriyor. Dur durak bilmeyen akaryakıt fiyatları borsa gibi inip çıktıkça o otomobile binmek mümkün olmadığı için aile bir yere gidemiyor. Otomobilini aldığında mutlu olan aile şimdi satsa mutlu olacak satamıyor. Şimdi gidip gelip, binemediği keyfini çıkaramadığı aracına bakıp duruyor. Halkı bu durumlara getirenlerin durumu nasıl bilemem ama halk mutsuz bunu bilesiniz.

Deli Dumrul köprüleri

Türk mitolojisinin önemli eserlerinden Dede Korkut masallarında yer alan kuru çay üzerine yapılan Deli Dumrul köprüsü hikayesine benzer köprü ve geçitlerle alanlar bizde de yapıldı.

Bereket ülkemizde yapılan köprüler Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan dört köprümüz, birde körfezi dolanmadan geçtiğimiz bir başka köprümüz var.

Ülkemizde benzer olay hemen, hemen aynı. Bu köprülerden geçen de geçmeyen de para veriyor. Geçenler bir miktarını öderken, köprüler geçiş garantili olduğu için, geçiş sayısı tamamlanmaz ise devlet hazinesinden ödendiğini Cumhurbaşkanımız Çanakkale köprüsü’nün açılış töreninde söyledi.

Burada aklın ermediği bir husus var. Devlete ait boğadaki iki köprüden geçerken cüzi bir ücret öderken, geçiş garantili köprülerden geçerken tomarla, hatta 200 liracık olarak ödeniyor. Bu durum kafa bozuyor, ağız tadımızı kaçırıyor. Devletin başka yerlerine yapılması gereken yatırımlara harcanması gereken paraların büyük bir bölümü köprü yol, tünel, havaalanı ve şehir hastanelerine ödeniyor. Çiftçimizin toprağı ile küs olması kimsenin umurunda değil. Bir omuz verelim diyen de yok.

Bürokrasiyi alt üst etmek

Bakanımız Nebati Bey, dış yatırımcıları çağırırken, “Bürokratlarımız sizlere engel olursa merak etmeyin, gereğini yaparız. Arkamızda Cumhurbaşkanımız var” demiş.

 İyi de Sn. Bakan, yatırımcılar, “Yahu bunlar bu işleri yapacak bürokratları bir anda yok etmeyi taahhüt ediyor. Yarınlarda bizleri de yok etmezler mi?” derler ya da düşünürlerse ne yapacağız?

Mustafa DOLU

Halkın Avukatı

Başyazar

Mustfadolu49@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.