Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

Korana Virüsünün sevdikleri

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
 Korana Virüsünün  sevdikleri
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

Gün geçmiyor ki korona virüsün yayılma şekliyle ilgili yeni şeyler öğrenmeyelim. Araştırmacılar, bilim insanları bu konuda hiç boş durmuyor. Tabi bu yeni bilgiler ışığında sürekli mutasyona uğrayan bukalemun kılıklı virüsümüz bizim de akıl sağlığımızı doğal olarak mutasyona uğratıyor.

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir araştırma yazısı oldukça dikkatimi çekti. Mantıksal olarak ele alındığında her ne kadar doğru gelse de laf aramızda epey de bir kahkaha attım.

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

 İsveç’ in Lund Üniversitesi’ nde ki hava partikülleri araştırmacıları yüksek sesle ve içinde vurgulu sesli harflerle şarkı söylemenin corona virüsü yaydığını ortaya çıkarmış. Sert ünsüz veya dudak hareketleriyle çıkartılan ünsüz harflerin yoğun bulunduğu şarkılar havaya daha çok damlacık yayıyormuş.

Onların örneği Türkçe karşılığı “iyi ki doğdun” olan “Happy Birthday to you”.

Bizde ise “para,para,para”, “patates, patlıcan”…. Neden güldüğüm malum. Hele son dönemler de hepimiz ekonomik çıkmazlarda “para, para, para” diye bağırırken vaka sayılarında ki artışın nedeni ortaya çıkmış oldu sanırım.

Birde bu araştırmanın üzerinden çok geçmeden alınan yasaklar işin ciddiyetini daha iyi kavramamı sağladı. Biliyorsunuz vakalarda ki artışlar nedeniyle 81 ilde bir dizi yeni önlem alındı.

 Bana göre bu önlemlerin en önemlisi kafe, restoran, bar gibi eğlence mekanlarında müzik yayınlarının yasaklanması. Araştırmanın içeriğine oldukça uygun bir yasak gerçekten… Düşünsenize müziğin ritmine kapılıp eğlenen onlarca insan aynı anda yüksek sesle şarkı söylemeye başlarsa vay halimize. Maazallah toplu katliama davetiye çıkartmak gibi bir şey.

Sizi bilmem ama ben bundan sonra kendime (hayatımdan çıkartamasam da) “para, patates ve patlıcan” kelimelerini kullanmayı yasaklıyorum. Hele müzik dinlemek… Hiç sevmem.

………………………………………………

Nedense son zamanlar da sıkça aklıma gelir oldu.

Platon’un ünlü mağara alegorisini belki çoğunuz bilirsiniz. Algı ve gerçeklik kavramları üzerine yapılmış oldukça düşündürücü bir metafordur. Devlet adlı eserde geçen bu metaforu okumanızı tavsiye ederim ama ben burada kısaca anlatayım.

Bir mağarada çocukluk çağlarından itibaren zincire vurulmuş insanlar vardır. Ne başlarını çevirmeleri ne de yerlerinden kıpırdamaları mümkün değildir. Arkalarından gelen kavurucu bir ateş vardır.

 Bu ateşin ışığında yalnızca karşılarında ki duvara yansıyan nesnelerin gölgelerini görürler ve bu gölgeleri gerçeklik olarak algılarlar. Bir gün aralarından biri zincirlerinden kurtulmayı başarır ve mağaranın dışına çıkar. Güneşi görür gerçek dünyayı keşfeder ve asıl gerçekliği anlar.

Görmeye zorlandıkları gölgeler yansımadan başka bir şey değildir. Mağaraya geri dönüp gördüklerini anlatır ama dışarıda ki dünya hakkında söylediklerine kimseyi inandıramaz. O var olan gerçekliği görmüştür.

 Gölgelerin sahteliğini kabullenmesi mümkün değildir. Diğerleri içinse durum değişmez. Onlar kendilerine sunulanı kabullenmeye devam ederler. Çünkü kolay ve vazgeçilmez olan budur…

Kendi gerçekliğimizi keşfedebilmek dileğiyle….

Fisun AYDOĞDU

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın