Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

Aslan SATILOĞLU: KURTLARIN İNTİKAMI

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
 Aslan SATILOĞLU: KURTLARIN İNTİKAMI
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

Çevremde olup bitenleri izliyorum da günümüzün genç ve orta kuşak insanları bazı konularda bizim kuşaktan daha farklı davranıyorlar. Mesela sokak hayvanlarına gönül okşayıcı ve sıcak davranışları gibi.

 Onları beslemek ve kucaklarına alıp, okşayarak sevgilerini göstermekte adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Sabah, öğle, akşam daha kendileri beslenmeden onları en güzel mamalarla beslemekten duydukları haz yüzlerinden okunuyor.

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

 Dil, din, ırk olarak farklı statüdeki insanlar hep aynı tutum içerisinde. Onların, o canlara bu şekilde yaklaşımları insanın çok hoşuna gidiyor açıkçası.

 Benim çocukluğumda evcil hayvanlara can değil mal gözüyle bakılırdı. Bizler bu kültürde yetiştik. Evcil hayvanlar insanlara verdikleri hizmet kadar itibar görürlerdi. 

Genelde yoksul ailelerin tatsız, tuzsuz yemek artıklarıyla beslenirlerdi. Şimdilerde olduğu gibi hiç mama seçme şansları olmazdı.Hele hele sahipsiz olanların vay haline. İlçe merkezinde, üreyerek çoğalan köpeklerin sokaklarda çoluk çocuk bütün insanların gözlerinin önünde, zabıtalar tarafından tüfekle vurularak öldürüldüğü  sadistçe tavırlar,  benim en kötü çocukluk anılarımdan birisidir.

Benim köydeki çocukluk hayatım, okul dışında, gücümün yettiğince kışlık odun taşımak ve davar (keçi,koyun) gütmekle geçti. En yakın yoldaşım, adının ne anlama geldiğini bilmediğim  “Sekul”adlı köpeğimdi. O benim en yakın yoldaşım, sırdaşım ve dostumdu. Keçileri yaymaya giderken omuzumda asılı bir çıkınım onun içinde de Allah ne verdiyse azığımız olurdu. 

Hele kuşluğa giderken erken kalkmak gerektiğinden bazen kendimi naza çekerdim ve rahmetli babaannem beni ikna etmek için ekmeğin arasına tuluktan çıkma halis tereyağı sürerdi.Tabi ki bu benim için çok önemli bir ayrıcalıktı. 

Daha köyden çıkar çıkmaz nefsime yenik düşer, azığın yağlı kısmını yer bitirir sonra da kalan yavan ekmekle idare ederdim. Ben azığımı yerken Sekul’lü de ihmal etmezdim. Ayağımdaki Trabzon kara lastiğin tekini çıkarır,  içine keçiden süt sağar ona ikrâm ederdim. Bu lüks sayılabilecek beslenme tarzı onun da çok hoşuna giderdi şüphesiz.

Zaman kış aylarının  sonlarıydı.Ara ara kar yağışı devam ediyordu. Sekuĺ’le  birlikte keçileri otlatmak için dağlara gittik. Bulunduğumuz mekânlar genelde ormanlık alanlardı. Akşam üzeri hayvanları toparlayamadan karanlık bastı. Bir taraftan da kar yağıyor göz gözü görmüyor. Tamamen korumasız bir haldeyiz. O arada Sekul bana dönüp dönüp havlıyor. Bir tehlikenin yaklaşmakta olduğunu bildirircesine. 

Dağlarımızda kurt bol olurdu. Bu durumu düşünerek hemen yakınımdaki bir çam ağacına tırmandım. Bir taraftan soğuk diğer tarafdan kurtların ulumaları ve keçilerin acı acı meleşmeleri ortamı tam bir panik havasına çevirmişti. Dayanma gücümüz bitmek üzereydi. 

Köyün tepesinde beliren fener ışıklarından bizi aramaya geldiklerini anladım. Sekul’ün feryatları bizi bulmalarında onlara rehber olmuştu. Feryat figan arasında ortalık biraz sakinleşti. Belli ki kurtlar kaçmıştı. Arkalarında karınları deşilmiş,doğumları yaklaşan oğlakları dışarıda can çekişen bir kaç keçi bırakarak. Beni bu beladan köpeğim Sekul’ün sezgileri ve cesareti kurtarmıştı. Muhtemelen ona halen bir can borcum bulunmaktadır. Oda az bir şey değil hani. Takdir edersiniz ki  acısıyla tatlısıyla koskoca 55 yıl.

Ben okula giderken, mükâfatlandırmak için bazen Sekul’ü de ilçe merkezine götürürdüm. Farklı şeyler görsün diye. Belki de kasap dükkânının önünden geçerken kasap ona sevdiģi bir şeyler ikrâm eder düşüncesiyle. 

Muhtemelen bir gün böyle bir iķrama muhatap oldu ki bir kış günü sabaha karşı o beklentiyle yine ilçe merkezine gitmek istemiş. Sabah kalktım kendisi ortada yok. Okula gitmek üzere hazırlandım ve arkadaşımla yola çıktık. Birde ne görelim, yolumuzun geçtiği karla kaplı tarlanın üzerinde köpek ve kurt izinden geçilmiyor. Basılmadık yer yok ve her tarafta zavallı Sekul’ün siyah beyaz tüyleri. Ama sadece tüyleri kemikleri bile kalmamış. Büyük bir mücadeleden sonra kurt sürüsüne yenik düşmüş ve onlara yem olmuş. 

Çok üzüldüm. Hıçkıra, hıçkıra ağladım.

Zira en yakın dostumu vahşice kaybetmiştim. Kendi kendime sordum; “Acaba bu olanlar, ormanda beni kurtardığı kurtların intikamı mı?” diye.

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın