Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

Aslan SATILOĞLU: Büyükbabamın odun sobası ve ülkenin gündemi

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
 Aslan SATILOĞLU: Büyükbabamın odun sobası ve ülkenin gündemi
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

Doğduğum ve çocukluğumun geçtiği yerlerde kışın iklim çok sert olurdu. Yaya yürüyüşüyle 15 – 20 dakika süren okulumdan köydeki evime dönene kadar çok üşürdüm. Eve varır varmaz, yerel ustaların sıradan bir saç’dan imal ettiği odun sobasının bulundu odamıza daldım. Bir an önce ısınmak arzusuyla sobaya biraz daha yanaştığımda büyükbabamın sobayı tutuşturma gayreti içerisinde olduğunu gördüm. O zamanlar babaanne ve anneanne gibi ifadeler bizim köy kültürümüzde ve lügatımızda bulunmuyordu. Neyse, büyük anam ateşi tutuşturmak amacıyla sobayı üflemekten mosmor olmuş ama o meret de yanmamak için ayak diretmekte. Bense tir tir titremekteyim. Belli ki sobanın içindeki odunlar yaş ve  borular da kurumla tıkanmış ,dumanı çekmiyor. Sonuçta, dediğim dedik, çaldığım düdük ailemizin dominant insanı büyük anam sobaya söz geçiremeyince alışkanlık haline getirdiği ‘’pireye kızıp yorgan yakma’’ huyunu devreye soktu. Her daim sobanın üzerinde bulunan bir ibrik dolusu suyu sobanın tepesinden aşağı döküp ‘’Aha yan şimdi kör olasıca!’’ diyerek bir mücadeleden galip ayrılmış insan havasında odadan çıkıp gitti. Aklı sıra kendisi için sıkıntı yaratan noktadan uzaklaşarak kendi gündemini değiştirdi.

Ülkemizde insanlarımızın sağlığı, ekmeği ve okullarımızdaki eğitimin içinden çıkılamaz durumu gibi temel meseleler acil çözüm beklerken, siyasetçilerimiz sağ olsunlar iktidarı ve muhalefetiyle bilerek ve bilmeyerek yeni gündemler yaratmakta ve bütün enerjilerini o yolda sarf etmektedirler. İşte ben bu durumlarda hep yanmayan odun sobamız ve problemlerin çözüm ustası (!) büyük anamı hatırlarım. Kendisini özlem ve rahmetle anıyorum.

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

Bir tv programında kendilerine sorulan bir soruya karşılık TBMM Başkanı Sn. Mustafa Şentop’un           ‘’ İstenirse Cumhurbaşkanı Montrö’den de diğer uluslar arası antlaşmalardan da çekilebilir.’’ demesi ülke gündemine oturmuştur. Ben tarihçi veya asker kökenli bir insan değilim. Ancak, ülkemin dertleriyle dertlenen, cumhuriyet değerlerine bağlı sıradan bir vatandaş olarak, bu yaşıma kadar öğrendiklerimle de bilirim ki; ülkemizin kuruluş belgesi Lozan Antlaşmasının bir tamamlayıcısı olarak gördüğüm Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin TBMM Başkanı tarafından bu şekilde gündeme getirilmesi büyük bir talihsizlik olmuştur. Daha sonraki beyanıyla bu hususa açıklık getirmiştir. Ancak, başlangıçta Türk toplumunun büyük bir çoğunluğunun bu duruma haklı olarak tepki göstereceğini konumu ve siyasi deneyimleri itibari ile öngörebilmeliydi.

104 emekli generalin bu gelişmelere tepki olarak duygu ve düşüncelerini yazılı bir bildiri haline getirip paylaşmalarına gelince, yararına inanmadığım için olmasa daha iyi olurdu. Ancak, buna bir darbe çağrışımı denmesini de aşırı hassasiyet olarak yorumlarım. Nedenine gelince, Cumhuriyet terbiyesiyle yetişmiş, vatanlarını koşulsuz bir şekilde sevdiklerine inandığım bu insanların kendileri ve top yekün mensubu oldukları TSK kurumu, Emperyalist ABD ve FETÖ soytarısının işbirliğiyle gerçekleştirilen Ergenekon ve Balyoz sahte belgeleriyle mahkeme kapılarında çile çektirildiler, suçsuz yere hapislere atıldılar. Dönemin Genelkurmay Başkanı Sn. İlker Başbuğ terör örgütü lideri diye yaftalanarak ömür boyu hapse mahkum ettiler. Hiç sahip çıkanları olmadı, yalnız bırakıldılar. Bütün bunlar bir insan yaşamında katlanılabilecek eziyetler mi? Hem de ülkesine hizmet etmekten başka hiçbir günahları(!) yokken. Hepimiz insanız . Duygularımız, 1 saniye  ayrı kalmaktan üzüntü duyacağımız sevdiklerimiz ve dokunulmasına tahammül edemeyeceğimiz kırmızı çizgilerimiz var.

İçlerinde devlet memuru da olan bir kısım çevre ve kişiler tarafından TC kuruluş ilkeleri ve kurumları hakkında yapılan hakaret ve küfürler yıllardır süregelmektedir. Şimdiye kadar hiçbirine kimse tarafından etkin bir şekilde haddini, konumunu bil ve çeneni kapa denmemiştir. Üstüne üstlük daha yakın zamanlarda FETÖ’cü bir albayın GENERAL yapılarak askeriyede hassas bir noktada görevlendirilmesi, bir diğer amiralin üzerine üniforma altında forslu makam aracı ile bir cemaatin mekanına gidip, fesli cübbeli vaziyetle namaz kılması üzerine tuz biber olmuştur. Bu hazmedilmesi zor gerçeklikler karşısında biraz insafa bürünerek empati yapılamayacaksa ne zaman yapılacak.

Bu 104 kişi emekli olmuş sivil insanlar .Ne otoriteleri var ne de silahları. Neyle nasıl darbe yapacaklar? Niçin bu kadar telaşa kapınıldı anlaşılır gibi değil. Herkes her zeminde bir araya gelince bu konuları ister istemez konuşur. Eğer darbe çağrısı ve girişimi bu kadar kolaysa bu ülkede her gün binlerce darbe teşebbüsünde bulunulmaktadır.Bu ülkede hainlerin kimler olduğu ve darbeyi kimlerin yapabileceği  15 Temmuzda ortaya çıkmıştır. Tüm uğraşlara rağmen halen kökleri kazınamamıştır.

Hoş görüldükleri zamanlarda maalesef devletin en hayati kurumlarını ellerine geçirerek kılcal damarlarına kadar işlemişlerdir.Her türlü darbeye sonuna kadar karşı bir insan olarak şunu söyleyebilirim ki; eğer bu ülkede bundan böyle darbeden söz edilecekse (Allah korusun) Cumhuriyet ve laik düzen karşıtı bu çevrelerin faaliyetlerinin titizlikle izlenmesi bir zarurettir. Cemaatlerin adları ve yöneticileri kim olursa olsun.Keşke zamanında rahmetli Kamer Genç misali yapılan uyarı ve ikazlar dikkate alınabilseydi. Bırak en ufak hassasiyet göstermeyi, bazıları rahmetliyi mecliste linç etmeye kalkmışlardı.

İnşallah en kısa sürede bu darbe paranoyasından kurtulup, ülkenin gerçek ve acil meselelerine odaklanılmasını temenni ederim.

Saygılar sunarım.

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın