Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

Gazeteci Süleyman Arat, Küba’yı gezdi, gördü yazdı

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
 Gazeteci Süleyman Arat, Küba’yı gezdi, gördü yazdı
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

Mart ayında senelik iznimde, hayallerimi süsleyen Küba’ya gittim.

12 Mart’ta döndüm ama insanlar Covid-19 yüzünden endişe içindeydi.

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

Hayatın biraz normalleştiği zaman gördüklerimi, yaşadıklarımı paylaşmak istedim ancak ne mümkün.

Normalleşme lafta kaldı, ben de yarın, öbürgün, öbür hafta diyerek bu güne kadar paylaşım yapmayı erteledim durdum.

Öncelikle belirtmek isterim ki asker arkadaşlarım ve aileleriyle birlikte bu tür gezileri her yıl yapmaya gayret ediyoruz.

Bu yıl da Mart ayı için kafamızda planlar yapmaya başlamıştık ama maalesef bu sene olmayacak, bir yere gidemeyeceğiz. Virüs yüzünden bu seneyi kaçıracağımız kesin…

Önceki yıl Tayland’a gitmiş orayı da çok sevmiştik ama Küba bir başkaydı gerçekten.

Çok keyif aldığımı, tekrar gitmeyi çok istediğimi belirterek söze başlamak istiyorum.

Öncelikle Küba dünyanın en güvenli ülkelerinden biri.

Bir turist için bu çok ama çok önemli.

Gece, gündüz, ana caddeler, ara sokaklar çok emniyetli.

Suç oranı çok düşük.

Edindiğimiz bilgilere göre cinayet yok gibi, hele ki kıskançlık vb gibi nedenlerle kadın cinayeti hiç yok.

Bunu özelikle sordum zira benden önce de soran Türk turistler olmuş.

Ülkede evlilik pek yok. İnsanlar birlikte yaşamayı, arkadaş kalarak yaşlanmayı, çocuk sahibi olmayı seçiyor. Bu yüzden boşanma da sorunlu ayrılıklarda yok.

Yaklaşık 4-5 yıl önce Facebook ta bir arkadaşım ‘Küba’da küçük yaştaki kızlar parayla sekse itiliyor diye bir yazı kaleme aldığı için tartışmış o arkadaşı engellemiştim.

Dolayısıyla gidince bunu da elimden geldiğince araştırdım.

Öncelikle ülkede paralı seks yasak.

Ancak turistlerin kaldığı otellerin çevresi, gizli gizli çalışan hayat kadınları yok değil.

Burada her ülkede olduğu gibi taksciler veya otel personelleri köprü vazifesi görüyor. Ancak kimse bir Kübalıyı kaldığı otele getiremez. Bu kesinlikle mümkün değil. Kısacası bu tür bir arayışı olan kişi cesareti varsa Kübalı gizemli hayat kadının evine gidebilir. Küba’da yasak olduğu için tabii ki riski de cebine almak demek bu tür bir davranış.

İKİ AYRI PARA BİRİMİ

Küba’da biri kendi vatandaşına diğeri turistler için iki ayrı para birimi var.

Turistlerin yani bizim bozdurduğumuz CUC Euro ile nerdeyse başa baş gibiydi.

Dolayısıyla turistler için bir hayli pahalı bir ülke. Örneğin normal boy bir pizza 17-20 CUC arasında. Yani 15-18 Euro civarları.

(Küba’ya gidecekler kesinlikle dolarla gitmesin. Ambargo yüzünden dolara yüksek komisyon uygulanıyor)

CEP TELEFONLARINI UNUTUN

Küba’ya gidince cep telefonlarınızla yakınlarınızla sıkça görüşme yapmayı unutun zira çok pahalıya maal olabilir.

Ayrıca ne otelde ne havalimanında kesinlikle ücretsiz internet erişimi yok.

1 ila 3 CUC arasında satılan internet kartlarından almak zorundasınız.

Bu kartların arkasındaki kazı kazan gibi yaldızlı bir bölüm var. Burayı kazıyınca göreceğiniz rakam dizisi sizin özel şifreniz. Telefonunuza bu şifreyi girdikten sonra kaldığınız turistik otelden veya şehrin belirli ana merkezlerindeki yakalayabileceğiniz internet ağına bağlanarak giriş yapabilirsiniz. Bu da hiç kolay olmuyor tabii ki. Zira insanlar evlerine haber vermek için otelde internete girince haliyle kopmalar olabiliyor. Şehir merkezlerinde parka veya kaldırıma oturmuş turistlerin harıl harıl internete girmeye çalışmasına da şahit oluyorsunuz.

TURLA GİTMEK ŞART GİBİ

Küba’ya en azından ilk gidişinizde tur bağlantınız olmadan gitmek ve her yeri gezmek çok zor. Zira halk pek İngilizce bilmiyor, para bozdurmaktan araba kiralamaya, otel bulmaya kadar her şey tur harici gidene büyük sıkıntı olabilir.

Tur bağlantısıyla gitmekte resmen para tuzağı ama başka çare yok.

Şehirler, gidilecek yerler baya baya birbirinden uzak. Her yere taksiyle giderseniz de işin içinden çıkamazsınız.

Benim tavsiyem ilkinde turla gidip öğrenmek daha sonra bireysel gitmeyi denemek.

İYİ İNSANLARIN ÜLKESİNİ BERABER GEZELİM

Küba gerçekten de iyi insanların ülkesi. Her şeyini çok sevdim her şeyini.

Gelin çok detaya girmeden beraber gezelim…

İlk gün uçaktan iner inmez para bozdurma kuyruğunda mücadele verdikten sonra otobüsle Devrim Meydanı’na gittik. Gündüz ve sıcak bir saate denk geldiğimiz için pek renksiz bir bülümdü bana göre (Fakat daha sonra tadını çıkarttık buranın)

Oradan otobüsle Varadero’ya gittik.

Yaptığım iş ve seyahat tutkum yüzünden ‘dünyada gitmediğim yer çok az kalmıştır’ diyebilirim. Burası için gördüğüm en harika plaj, kum ve doğal güzellikteki sahildi. Dönünce de internetten araştırdım istatistik verilerinde dünyanın en güzel 9. plajıymış.

Yıllar önce gittiğim Belize’nin Karayip Denizindeki minicik adası Saint George denizi de kumsalı da çok güzeldi ama burası daha kalabalık ve plaj gibi plajdı.

Kaldığımız otelde yemekler kötü hatta rezalet olsa da o güzelim deniz kötü yemekleri de bakımsız odaları da unuturdu.

Anlayacağınız siz Mart ayında Türkiye’de soğuktan titrerken biz Küba’da denize giriyorduk.

Burada geçen şahane iki günün ardından Havana’ya geçtik ve Meksika Körfezi’ne bakan berbat bir otele yerleştik. Berbat kelimesi odalarımız için geçerli ama burada da bir sahil ver ki anlatılmaz. 7/24 dev dalgalar sahili tokatlıyor. Seyretmeye doyum olmaz cinsten manzaralar var.

NOSTALJİK OTOMOBİL CENNETİ

Küba nostaljik otomobiller cenneti.

Bu durum da tabi i ki mecburiyetten doğmuş, Yıllar yılı süren ambargo nedeniyle insanlar eski arabaları tamir edip yürütmek zorunda kalmış. Ancak bu durum zaman içinde bir merak hatta tutku haline gelmiş. Öyle ki ülkenin sembolü gibi bu otomobiller. 46 model Chevrolet, 38 model Ford, Dodge, Plymout, DeSoto, Mopar, Buick görünce iyk gün şaşırıyor,, her yerinde fotoğraf çektiriyorsunuz ancak dağ taş antika otomobil olunca ikinci gün kanıksıyorsunuz.

Ertesi gün Santa Clara’ya gidip Che Guevera‘nın izinin peşine düştük. Tur firmasi Küba’ya her gelenin görmek istiğiği yer olduğu için en kazık fiyatı buraya koşmuş,

Hiç gözümü kırpmadan kıydım paraya.

Yaklaşık 3 saatlik yolculuktan sonra Dr. Che Guevera’nın Bolivya’dan getirlen kemiklerinin olduğu anıt mezar ve müzeyi geldik. Burada sol yumruklar havada bir hatıra pozu verirken bir hanımefendinin ‘Ay sol elimi hiç bile kaldıramam ben sağcıyım’ demesine çok güldüm.

Daha sonra Che’nin bir avuç askerle başardığı tren çatışmasının olduğu alana gittik. Batista’nın trenle kendilerini yok etmeye yoladığı askeri birliği tuzağa düşürüp devrimin fitilini ateşlediği trenin o gün devrilen vagonları öylece duruyor.

Oradan Trinidad şehrine gidip bisiklet taksilere bindik. Buranın en tanınmış kokteyyli olan Chancancara’yı içtim (İnanın bir şeye benzemiyor. Tadı parol ateş düşürücü şurubu gibi)

Madem alkol sohbetine girdim burdan devam edeyim biraz. 10 gün kalınca her içkiden haliyle tattım.

Mojito içtim, Rom içtim.. Ama ikisini de para verip evime sokmam.

Küba Libre romu nispeten en güzeldi.

Pina Colado denilen rom-ananas suyu karışımı içkiyi de hiç ama hiç sevmedim.

Tadı hiç bana göre değil. Çok yumuşak ve şekerli içkileri sevmiyorum bu yüzden olabilir.

Küba’nın yerel birası Cristal ise pek bira sevmiyor olmama rağmen çok hoşuma gitti.

Neyse alkol muhabbetini noktalayalım ve Trinidad şehrine geri döneyim.

Tur şirketi bize şehirde bazı evler kiralamış. Ücret karşılığı hepimiz ayrı bir Küba ailesinin evine bir gecelik misafir olduk.

O gece internede bir saniyeliğine bağlandım ve hemen hat koptu. O anda da telefonuma ‘Güvendeyim’aplikasyonundan bilgi gelince İstanbul’da deprem oldu diye ödüm koptu. Kimseye ulaşamamak, arayamamak çok kötü. 1 saat yürümek şehir merkezine gittim br internete bağlandım. Neyse ki aplikasyonda güncelleme yüzünden gelen rutin bir masaj olduğunu öğrenip rahat nefes aldım.

Yerel evde kaldığımız oda pek güzel denemez cinstendi ama bizim için ilginçti.

Hele ki sabah evin terasında kardeşim Sümer’le karşılıklı yaptığımız otantik ve organik kahvaltı unutulmaz güzellikteydi.

Daha sonra Pınar del Rio’ya geçtik.

Burada Vinales vadisini gezdik, yerlilerin ilginç isimler taktığı doğal mağarada bot gezisi yaptık.

Puro üretilen fabrikalardan birine konuk olduk. Burada en iyi puroların genç kızların baldırında yapıldığı masalının gerçek dışı olduğunu öğrendik.

Puro üretimi Küba’da çok ciddi bir sektör. Herkes kutu kutu puro alırken ben sigaraya bırakmış bir eski tiryaki olarak denemeye korktum açıkçası.

Zira sigarayla severek ayrılmıştım tekrar dönme riskim vardı.

Sümer’ye deniz kenarında rom içerek denemek için bir Che’nin en sevdiği bir de Fidel’in en sevdiği purolardan aldık.

Gerçekten çok farklı ve çok lezzetlidi.

İyi ki fazla almamışım yoksa benim için ciddi anlamda sigaraya dönüş tehlikesi içerebilirdi.

Havana’da tüm grup Küba müzikleri dinlemek için Buena Vista Club’a gitti biz de iki arkadaş şehirde geze geze bir hal olduk.

Ara sokaklara daldık, tesadüfen gördüğümüz bir dini törene katıldık, kendimize bir caz bar bulduk ve 1 saate yakın burada canlı müzik dinledik.Benim için en keyif aldığım Küba gecesi buydu. Yollarda yürüdüm, insanlarla konuştum, bira içtim, rom içtim, müzik dinledim, halkın yaşantısı hakkında fikir sahibi oldum.

Yazıyı noktalarken elbette ki 10 gün gezip yaşayış hakkında iyi veya kötü gibi değerlendirme yapmak çok doğru olmaz. Kaldı ki şehrin içine, yüreğine çok fazla giremediğimiz bir gerçek. Neticede tur sizi gezdiriyor ve belirli yerlere gidebiliyorsunuz.

Ancak ilk gün öğlen yemeğinde lokantayı karıştırınca bir apartmana girdim, iki kat çıkıp bir ahşap kapıyı açtım. Meğer bir evmiş orası. Cam pencere olmayan bir odada 4-5 kişinin yaşadığını gördüm. Buna dikkat ederek bakınca Havana’da camı olmayan çok sayıda evler gördüm.

Halka bedava dağıtılan fasulye, un vs kuyruklarında bekleşenleri de gördüm.

Sonuçta zorlukları olsa da insanların mutlu olduğuna kanaat getirdim.

Eğitim ve sağlık tamamen ücretsiz.

Halk temel ihtiyaç maddelerine, puro, rom gibi yerel ürünlere, sağlık, ulaşım ve eğitim hizmetlerine para vermiyor.

Lüks ürün hemen hemen hiç yok.

Cep telefonu kendi aralarında iletişim için, var, sanatın her kolu çok gelişmiş, her evden her lokantadan, her sokaktan müzik sesleri geliyor.

Acaba bunca yılın ezici ambargo uygulaması olmasaydı insanlar daha mı mutlu olurdu yoksa her şeş çok daha kötüye mi giderdi bunu çok düşündüm doğrusu. Bence Küba içe kapanarak küçük ama kalıcı çözümlerle sistemini rejimi ayakta tutmayı başarmış.

Halk üksesini de Fidel’i de çok seviyor, Che’ye büyük saygı duyuyor.

Gene de bir kez daha gitmek ve tura bağlı kalmadan dola doya gezmek için büyük bir istekle şu Korona belasının son bulmasını bekliyorum

Süleyman Arat  Küba gezisini Facebook sayfası

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın