Ülkemizin yaşadığı durumu belli.

Hak, hukuk. Adalet, pahalılık, işsizlik, enflasyon, dış borç. İç borç, ithalat ihracat, bütçe açığı, durdurulamayan enflasyon, ödeme garantili, yol, köprü, tünel şehir hastaneleri ve aklımıza ne gelirse.

İçlerinde tam olarak ,”Yahu şu çok iyi” diyeceğimiz çok az şeyler var.

Tüm bu olumsuzluklar yetmiyormuş gibi arka arkaya gelen kaza, bela, doğal afetler…

Amasra’ da olan son maden faciası.

 Resmen içimizi kömür karasına çevirdi. Feryat ve figanlar göğe yükseliyor.

Ülkemizi yönetenler, “Bu tür yerlerde böyle şeyler olur. Bu işin fıtratında var” derken, muhalefet başsağlığı ve sabırlar diliyor. Hükümetle birlikte ocaklarına ateş düşen ailelerin acılarını paylaşıyorlar.

Peki yetiyor mu?

Elbette koskoca bir hayır.

İktidarın lideri…

Cumhurbaşkanımız programını iptal edip Bakanları, vekilleri ve TBMM Başkanı ile beraber  maden faciasının olduğu Amasra’ya geldi.

Orada bu işin fıtratında böyle şeyler olabileceğini ve kadere bağladı. Bütçeden bazı harcamalar yapılacağını belirtti.

Arkasından ne olursa olsun, kim olursa olsun tedbir almayan suçlusunu bulun ve gerekeni hemen yapın talimatı vermeliydi.

Bir başka yerde Ak Parti’nin kurulduğu yıllarda başlattığı üç (Y) ile yani yokluk, yoksulluk ve yasakları yok etmek için parti kurduklarını belirtmişti.

Aradan 20 yıl geçtikten sonra aynı şeyi tekrarlaması yaklaşan seçim öncesinde olumlu karşılanmadı.

Ziyaret ettiği bir çok ilde daha önceleri yapılmış olan tesis, üniversite, hastane gibi yatırımları kendilerinin yaptığını söylemesi yerine, “Bizden önceki hükümetler bunları yapmış ama biz daha modern hale getirip çağın gereklerine uygun hale getirdik. Daha iyilerini de yaparız” demesi daha uygun olurdu.

Bu ve benzer böylemler yerine halktan gerçekleri gizlemek yerine yiye giden çabalarını anlatması uygun olurdu.

Son olarak TBMM’de kabul edilen Dezenformasyon, kimilerine göre sansür yasası olarak değerlendirilen yasada yer alan hükümler zaten Ceza Kanunumuzda var olmasına rağmen, basını ve sosyal maddeyi susturan, halka korku ve telaş veren bu yasayı gündeme getirmeyip, “Dezenformasyon yapanlar takip edilecek. Eleştirilere açığız ve değerlendireceğiz” denilse daha uygun olurdu.

Muhalefet liderleri…

Bilindiği gibi ülkemizde muhalefetin sesini duyurabildiği alan yeterli değil.

Gazeteler ve televizyonlar ağırlıklı olarak iktidarın hizmetinde olmaları nedeniyle hep söylüyor, eleştiriyorlar ama sellerini duyuramadıkları belli. Onların görüşlerine yer veren gazete ve televizyonlar çok az ve okuyucuları ile izleyicileri de kısıtlı.

O zaman ne yapıp edip halka inmeleri gerekli.

Meydanlara gitmeliler. Köylere kentlere, kahvehanelere ve en önemlisi evlere gitmeliler.

Oralarda da hükümeti eleştirmek yerine ne yapacaklarını net olarak anlatmalıdırlar.

İktidarın söylediklerini derleyip yaptıkları toplantıya da mitinglerde göstererek, “Sizler, çürük, sürtük ve süfli misiniz” diye sormalıdırlar.

Halka neyi nasıl yapacaklarını örnekleri ve rakamları ile net olarak anlatmalılar.

Halkımızın palavralara inanmadığını bilip, palavra atanları  ve gerçekleri anlaşılabilir şekilde anlatmalılar.

 Partililerin broşür dağıtıp, tanıdıklarının evlerini ziyaret ettikten sonra, sosyal medyada, “Bu gürde çok çalıştık ve yorulduk” paylaşımı yapmamalılar.

Hele hele, Genel başkanlarının programlarını takip edip oralarda itiş kakış gelecekte bir yerlerde yer bulmak için çaba sarf etmek yerine gerçeklerin peşinde olmalılar.

Anlatılacak çok şeyler var. Rahmetle anılan Demirel’in altı kere gidip yedi kere nasıl geldiğine, Tansu Çiller’in üç anahtar vaad ederek nasıl iktidar olduğunu örnek alırlarsa, Tayyip Bey’in partisini kurduğu yıllardaki davranış ve söylemlerine bakarlarsa, en önemlisi yine Rahmetle anılan Bülent Ecevit’in dağa taşa ne yaptı da “Umudumuz Karaoğlan” yazdırarak nasıl iktidar olduklarına, Özal’ın darbeden sonra, darbecilerin istememesine rağmen ne yaptı da iktidar olduğuna bakarlarsa,  hedeflerine varırlar gibime geliyor…

By Haber Editörü

Gündeminiz.Com Genel Haber Editörü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.