gündeminiz
Image
Funda Ayla

Rezil ve Vezir olma hikayeleri (iki)

gündeminiz

Geçen hafta insanların, birbirini nasıl vezir ve rezil etme durumuna
düşürdüğünden bahsetmiştik.


Başkaları tarafından rezil olmak sizin kötü hissetmenize neden olur,
ama işin en kötü yanı insanın kendi kendini rezil etmesidir.


Bu durumda kendinize duyacağınız öfke fazladır. Öfkenizi, savunma
mekanizmanızı çalıştırarak bahaneler yaratarak savuşturmaya
çalışabilirsiniz. Bununla kendinizi avutacağınızı düşünür, içinizi
soğutmaya ve başkalarını da kandırmaya çalışırsınız.


Ama esas kendinizi kandıran SİZ’sinizdir. Çünkü hiç kimse, insanın
kendisini kandırması kadar maharetli değildir.


Önce bir konu, olay… vs. neyse o konuya odaklanır ve hayaller
kurarsınız. Çevrenizdeki insanların iyi niyetli uyarılarını dikkate
almaz, kendi bildiğinizi okumaya, bir nevi yaşayarak öğrenmeye
çalışırsınız.


Bu öğrenmeye o kadar meraklısınızdır ki, mantığınız devre dışı kalır.
Ancak, “onur”, “şeref”, “haysiyet”, “gurur”, “kendine değer verme”…vs
gibi etik kavramlarınız gelişmiş ise, mantığınızı devreye dahil
edebilirler.


Duygularınızla, mantığınız çelişmeye başladığında; hangisini tercih
ederseniz o sizi “rezil” ve “vezir” olma durumuna götürür.
Anneannemin bir lafı vardır, denenmişi deneme, kullanılmışı kullanma,
hiç kimsenin artığının oyuncağı olma, ilahi adalet mekanizması vardır,
kimsenin “ah’ı” kimse de kalmaz...


Bu lafları çevresindeki insanlar için söylediğini hemen anlardınız.
Çünkü, mahallesindeki komşularının yaşadığı olay onu çok etkilemiş ve
hikayeyi anlatırken bunlar ağzından dökülmüştü.  Dört, beş torunu bir
araya geldiğimizde onun ağzından çıkacak hikayeleri dinlemek için
hemen etrafında yerlerimizi alırdık. Hikayelerle beslediği konuşmaları
ve ünlü sözleri bu nedenle hep aklımda kalmıştır. Aklıma estikçe,
kaleme almışlığım da vardır.


Gelelim anlatılan bu hikayeye,


Aslında bu hikaye günümüzde, bazı ünlü kişiler arasında yaşandı. Hani
kanka olan ünlü iki bayan vardı. Bu bayanlardan birinin uzatmalı
sevgilisi vardı. Bu ünlü ve uzatmalı sevgiliyle küs olmasını fırsat
bilen kankası, çocuk sahibi oluverdi…Zorunlu bir evliliğe neden olan
çocuklarına isim verdikten kısa bir süre sonra da ayrıldılar.


Bu dönemde bile ayıpladığımız, kınadığımız etik olmayan ahlak
anlayışını anneannemlerin yaşadığı dönemlerde düşünsenize..
Mahalle namusu, birbirinin arkadaşına, sevgilisine bakmama durumları..
kısaca yazılı olmayan etik kurallar, karakter ve kişilik sahibi
insanların yapacağı şeylerdir.


Gelelim hikayemize;


Mahallesinde çok sık görüşen iki evli çift varmış. Bu dörtlü gruba ara
ara mahallede oturan diğer evli çiftlerde katılıyor ve birlikte
piknikler, geziler, yemekler..vs  yapılıyormuş.


Mahalledeki bu uyum diğer insanları da hem sevindiriyor hem de
içlerine dahil olmak için özendiriyormuş. Gel zaman git zaman bir şey
olmuş ve çok sık görüşen iki evli çiftten biri ayrılık kararı almış.
Ayrılık sonrası hanımefendi annesinin evine taşınırken beyefendi


mahallede oturmaya devam etmiş. Komşular, diğer evli çiftin hanımına
ayrılan hanımefendiyi  sorduklarında garip ve değişik cevaplar
alıyorlarmış. Bazı komşularda bu hanımefendiyi ve beyefendiyi
barıştırma çabalarına da girmişler. Ziyarete gittiklerinde hanımefendiden öğrendikleri karşısında kulaklarına inanamamışlar.


Mahalleye geldiklerinde konuyu araştırmaya başlamışlar. Bazıları da
evli çiftin ailesine giderek söylenenleri teyit etmeye çalışmışlar.
Sonrasında, çok sık görüşen ve birbirlerinin evinden çıkmayan bu
üçlüden, evli olanlarının da kısa bir süre sonra ayrılık kararı
alması… Ve beyefendinin hemen mahalleden taşınması..Mahallelilerin
söylenenlerin doğruluğuna inanmasına yetmiş.


Sonrası mı?
Dizi senaryolarını aratmayacak bir başyapıt!!!
Eski ayrılan beyefendi ile yeni ayrılan hanımefendi birlikte olmaya
başlamışlar..


Olabilir ne var bunda diyeniniz olur mu?
Tabi ki olabilir. Ancak, birilerinin mutsuzluğu üzerine kurulan bir
birliktelik ne kadar sürer ki…Özellikle de bu çifti ayırmak için en
olmadık şeyleri yapmışsanız. Büyüklerinizi araya sokup, tehditler
etmişseniz, arkalarından olmadık dedikodular yaratmışsanız, güzel
birlikteliği olan bir çifti ayırmak ve kandırmak için çeşitli ortamlar
yaratmışsanız..  Bunları da neden yaptığınız ortaya çıkmış ıse..


Çevrenizdeki insanların yüzüne nasıl bakacaksınız?


Aman boş verin ben amacıma ulaşayım, gerisi önemli değil, diye mi
düşünürsünüz. Ya da amacınıza ulaşamadınız, kendinizi nasıl etrafınıza
anlatırsınız yoksa bahanelerin arkasına mı sığınırsınız?


Sonuç; kendi eşinden daha zengin olan biriyle evlenmek uğruna o
kişinin mutluluğunu bozan mahallede oturmaya devam eden hanımefendi,
birlikte yaşama, evlenme ve parasını yeme hayali kurduğu erkeğin
kendisiyle evlenmek istememesi üzerine, erkekten ayrılmak zorunda
kalmış. Çünkü gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir mucizesi
vardır.


Amacına ulaşamayan, arkadaşının eşini, hayatını, mutluluğunu çalan ve
yarım kalan hanımefendinin ailesi, kandırıldık, kandırıldık diye
ortalarda dolaşırken, babası da beyefendinin ailesine gidip, oğlunuz
kızımla evlensin diye yalvarıyormuş.


Gene "Aşkın kör noktası" burada kendini bir kez daha gösteriyor.
Başkasına iyi gelen biri sana iyi gelir mi? Ya da başkasıyla iyi olan
birini senin iyi etmen ne kadar mümkündür?


İşte bir insanın kendi kendini Rezil etme durumunu gördüğümüz gibi,
“dimyata pirince gidenin eldeki bulgurdan da oluşunu” izledik...

Allah, karşımıza hayırlı, vicdanlı, erdemli insanlar çıkarsın.

Saygılarımla,
Funda Ayla

0 Yorum

Yorum yap

Mail adresiniz saklı tutulur.Paylaşılmaz.İşaretli alanları doldurunuz. *