gündeminiz
Image
medya yazarları

Çok net bir kamuoyu araştırması

gündeminiz

Sevgili dostum Ortaköylü Hasan aradı dün öğle saatlerinde. “İyi bayramlar dileklerini” ilettikten sonra “Bir yerlere gittin mi?” diye sordu. “Yok” dedim. İstanbul’daydık çünkü. “Ben” dedi gülerek “Bayram tatilinde Tokat’a gittim”
Tokat memleketi Hasan’ın.
Beni aradığında dönüş yolundaymış, “Sana bir şey söyleyeyim mi, beni bilirsin seçim konusunda çok tedbirliyimdir, ama bu iş bitmiş” dedi yekten.
“Valla” dedim, “pek çok kişi böyle söylüyor ama bil ki AKP’liler de aynısını söylüyor. Bu iş bitti bitmesine de nasıl bitti onu söyle bakalım.”
“Biliyorsun Tokatlıyız” dedi Hasan, “CHP üyesiyim, aktif biçimde çalışıyorum ama ne yalan söyleyeyim Tokat’ta durumumuz o kadar parlak değildi” diye sürdürdü.
Sonra trafikte olduğunu bu nedenle tehlikeye girmemek için kenara çekeceğini söyledikten sonra devam etti:
“Dün Tokat’a Muharrem İnce geldi. Ama ne geliş. Tokat böyle bir şey görmedi bu güne kadar. Kalabalığı görmeliydin.”
Ben de “doğru, İnce nereye gitse çok kalabalık oluyor, ama bana göre kalabalıklar ölçü değil” dedim.
Ortaköylü dostum “Yooook, öyle deme, bak sana en net kamuoyu araştırmasını sunuyorum şimdi” dedi.
“Tokat AKP’nin kalesi, biz burada neredeyse yokuz” dedikten sonra şunu söyledi; “Tokat’ın tamamında aldığımız oy 18 bin. Oysa dün Tokat’ta 27.500 kişi vardı meydanda.”
Lafını kestim “Nereden bildin bu kadar net rakamı?” diye sordum.
Tokat’ta tanıdığı emniyetçiler alanın enini boyunu ölçüp metrekareye düşen kişi sayısına göre bu rakamı bulmuşlar.
“Yani atmıyorum ona göre” dedikten sonra şöyle devam etti Hasan dostum; “Oy kullananların tamamının geldiğini düşünsek yine de 9 bin 500 kişilik fazlalık var. Muharrem İnce’nin toplantılarında toplama kalabalıklar yok, orada kim katılıyorsa o, Tokat’ta bile CHP’ye oy verenlerin toplamından 10 kişi daha fazlası mitinge katılıyorsa bunun adı dip dalgadır.”
Hasan’a “İlginç bir gözlem ve bakış açısı, bunu yazarım” dediğimde “Tokat mitinginin mimarı çok genç bir arkadaşımız Deniz Şahin, onu sakın ihmal etme” karşılığını verdi.
Tokat’taki manzara aslında Türkiye’nin pek çok yerinde yaşanıyor.
Örneğin Üsküdar, Beykoz hiç böyle bir CHP mitingi görmüş müydü?
Bağdat Caddesi gece yarısı hiç bu kadar kalabalık olmuş muydu?
Bursa’da, Diyarbakır’da CHP hiç böyle kalabalıklar toplayabilmiş miydi?
Elbette kalabalıklar ölçü değil. Ancak biraz geçmişle kıyaslanınca AKP’ye olan tepki ve muhalefetin yükselişini görmemek mümkün değil.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Fazla basılan pusulalar neye göre dağıtılacak?
Liberal Demokrat Parti oy oranı olarak küçük bir parti olmasına rağmen özellikle hukuki konularda “tuttuğunu koparan” bir karakter çizdi bugüne kadar.
Partinin bir önceki genel başkanı Cem Toker seçim hukuku konusunda Yüksek Seçim Kurulu’nu sürekli zora sokuyor.
Cem Toker baskın seçim kararı alındığından bu yana YSK’ya “Bu seçimde kaç sandık kurulacak?” diye soruyor.
Toker bununla birlikte YSK tarafından açıklanan pusula sayısının yüksekliğini de dile getiriyor.
Örneğin Toker bir süre önce Twiitter’da “Tam 2 aydır yırtınıyorum… Gerçekten 77.079.540 pusula mı basıldı? Bunların her birinin sandıklara kaçar adet dağıtılacağını, sandık sayısını bugüne kadar açıklamayan YSK seçimden önce duyuracak mı?” dedi.
Toker bayram sabahı da attığı bir tweetle sorusunu yineledi. Toker şöyle dedi; “Bayram, seyran dinlemem arkadaş. Bıktırana kadar soracağım; Haftalar önce yurtiçinde 56.342.263 seçmenin her birinin hangi sandıkta oy kullanacağını bilen, 77.079.540 pusula bastıran YSK, ülke genelinde toplam sandık sayısını tam tamına nasıl bilemez, hâlâ sitesinde neden yayınlamaz?”
Bayramın ikinci günü ise Cem Toker sorularının bir bölümüne nihayet cevap aldığını anlatan şu tweeti paylaştı; “Nihayet yayınladılar cezaevleri ve seyyar sandıklar dahil 181.863 sandık. Teşekkürler.. Şimdi gelelim basılan 77.079.540 pusulanın tam olarak sandıklara kaçar adet dağıtılacağına.. YSK her il seçim kuruluna seçmen sayısı+yedekler kaçar adet pusula zimmetlediğini açıklayacak mı?”
Bana göre de seçimin en önemli noktalarından biri bu fazla basılan oy pusulalarıdır.
Toplam seçmen sayısı 56 milyonun üzerinde. Daha önceleri gördüğümüz gibi yüzde 85’lik katılımla seçmen sayısı yaklaşık 47 milyon olabilir. Buna karşı YSK cumhurbaşkanlığı seçimi pusulalarının 77 milyon adet basıldığını ilan etti.
Bu seçmen sayısının yüzde 40’tan fazlasını oluşturuyor.
Seçmen sayısından yüzde 40 daha fazla oy pusulası bastırmanın amacı nedir?
İkincisi ise bu pusulalar seçim sandıklarına hangi oranda dağıtılacaktır?
Şurası bir gerçek ki artık aklı başında kimsenin YSK’ya güveni kalmadı.
Bu nedenle öyle sanıyorum ki özellikle muhalefet partileri bu kez tek bir sandığı bile boş bırakmayacaklar.
Buna karşı vatandaşın endişesi bundan sonrası için şiddetleniyor.
“Sandıklara sahip çıkacağız ama YSK’yı kim engelleyecek, YSK başkanı gece yarısı kendini ortaya atıp da Erdoğan’ın kazandığını açıklarsa ne yapacağız” kuşkusu herkesin zihnini kemiriyor.
Bu kuşkuları dağıtma görevi bizzat YSK’nındır.
YSK yönetimi demokrasi ve hukuka sarılarak üzerindeki korkuyu atmalı ve gerçekleri halkla paylaşmalıdır.
Örneğin işe fazla basılan pusulaların sandıklara nasıl dağıtılacağını açıklamakla başlayabilirler.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Akşener haklı çıktı, Çiller sıkı bir Erdoğan’cı olmuş
Halk TV’de program yaparken geçen yıl 11 Nisan’da Meral Akşener’i konuk etmiştim. Akşener programın sonuna doğru Tansu Çiller’in de evet cephesinde olduğunu ileri sürmüştü.
Ben de ertesi gün yazdığım yazıda şöyle demiştim; “Çiller gibi bir merkez sağ liderinin demokrasiyi, hukuku, insan hak ve özgürlüklerini tamamen ortadan kaldıracak bir anayasa değişikliğine evet demesini açıkçası aklım almadı. Demek geçen yıllar içinde bazı menfaatler ağır basmış. 96 yaşındaki Nilüfer Gürsoy (Celal Bayar’ın kızı) hâlâ pırıl pırıl açık dimağı ile bütün baskılara rağmen “Bu anayasaya hayır diyorum” diye haykırma cesareti bulurken, Çiller’in evetçi olması tek kelime ile yazıktır.”
Bu yazı üzerine Ufuk Söylemez telefonla aramış ve “Hanımefendi bundan rahatsız olmuş” demişti. Ben de “Yapacağı açıklama varsa memnuniyetle yayınlarım” karşılığını vermiştim.
Ufuk Söylemez ertesi gün tekrar aramış ve “Tansu Çiller ‘herkese cevap verecek halimiz yok’ diyor” demişti. Buna rağmen aynı gün öğleden sonra “Çiller’in ofisi” imzalı bir açıklama yapıldı. Çiller “Referandumla ilgili bizden duymadığınız hiçbir beyana itibar etmeyin” diyordu bu açıklamada.
Yani bir siyasetçi olarak korkmuştu açıkçası ve Türkiye’nin rejiminin değiştiği bir referandum konusunda “evet mi yoksa hayır mı dediğini” açıklayamamıştı.
Şimdi aynı Çiller “büyük cesaret göstererek” bu kez tavrını korkmadan ortaya koydu.
AKP adayını desteklemek için İstanbul mitingine gitti ve bir konuşma yaptı, Tayyip Erdoğan ile eşinin iltifatlarına mazhar oldu.
Referandumdaki tavrı nedeniyle yazdığım cümleyi tekrarlamak istiyorum; “Çiller’in Erdoğan’cı olması tek kelime ile yazıktır.”

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Böyle büyük bir kibir başka hiçbir siyasetçide görülmedi
Demokrasilerde siyaset şeffaftır.
Partilerin liderleri dokunulmaz değildir.
Liderler ve adaylar seçim atmosferinde sürekli halkın önünde olmak zorundadır.
Liderler ve adaylar seçime girecek rakiplerinden kaçmamalı, onlarla kamuoyunun önünde tartışmaktan korkmamalıdır.
Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde bu böyledir.
Seçime giren adaylar rakipleriyle halkın önünde tartışırlar. Kamuoyu adaylar arasındaki farkları aynı platformda yapılan tartışmalar sonunda daha net biçimde görebilir ve oyunu da buna göre kullanır.
Oysa Türkiye’de durum farklı.
Türkiye’yi 16 yıldır tek başına yöneten AKP ve lideri görülmemiş bir kibirle “biz kimseyi muhatap almayız” havasındalar.
Tayyip Erdoğan’ın egosu o kadar yükseldi, kibir katsayısı o kadar arttı ki herkesi kendinden küçük gördüğünü açıkça söylemekten bile çekinmiyor.
Tuhaf olan kamuoyunun yarıya yakınının, dinen de  asla hoş görülmeyen bu kibirli tutumu alkışlaması.
Bu kibir ancak 24 Haziran’da halkın oylarıyla yontulabilir belki.

ŞAŞIRDIM

Yandaş şirketler rakam yerine “bu iş bitti” mesajı yayınlıyor
Şurası kesin bana göre İstanbul mitingi AKP’lilerin moralini bir hayli yükseltti.
Uzun zamandır ilk kez AKP kurmaylarının yüzünün asık olmadığını gördüm pazar günü öğleden sonra.
Tabii eski mitinglere göre çok daha az sayıdaki vatandaşın katılımıyla yapılan bu mitingin ölçü olmayacağı ortada.
Diyeceksiniz ki “Muhalefetin mitinglerinin kalabalık olması dikkat çekiyor da AKP’ninkiler niye ölçü olmuyormuş?”
Doğru da muhalefet bugüne kadar bırakın kalabalık olmayı miting bile yapamıyordu. Hal böyleyken şimdi İnce ve Akşener’in ve Karamollaoğlu’nun coşkun kitlelere konuşması elbette çok farklıdır.
AKP’deki bu moral bozukluğu anket şirketlerine de yansıyor.
AKP’ye yakın şirketler muhtemelen bir türlü net rakamı bulamadıkları için “Seçim ilk turda bitiyor, HDP barajı aysa bile Cumhur ittifakı Meclis’te çoğunluğu alıyor” türü ucu açık ifadeler kullanıyorlar.
En son gördüğüm Genar araştırması da aynen böyle.
Hiç oran yok. Ama oransız ankete göre Erdoğan birinci turda işi bitiriyor ve çoğunluğu ele geçiriyor.
Neyse, çok da uzatmanın alemi yok şunun şurasında 6 gün kaldı sonuçların alınmasına. Ne desek boş.

korkusuz.com

0 Yorum