gündeminiz
Image
kültür sanat

İstanbul Sarıyerliler, tarihini O'nun yazdığı kitaplarından ve araştırmalarından öğreniyoruz

gündeminiz

BOĞAZIN YAŞAYAN ÇINARI: İBRAHİM BALCI Sarıyer çok köklü geçmişe sahip İstanbul’un Boğaz kıyısındaki değerli ilçelerinden birisi. Ne var ki yakın zamana kadar bu değerli ilçenin ne tarihini ne birbirinden değerli binaların- yalıların- köşklerin  yaşanmışlıkları ile burada bir zamanlar hüküm sürenlerin  öykülerini pek çoğumuz bilmezdik.   Bütün bu bilinmeyen geçmişin izlerini, Sarıyer’in kendi içinden çıkan yerel tarihçi yazar İbrahim Balcı tek tek ortaya çıkarttı.

MEMURİYETTEN TARİHE UZANAN MERAK!

Aslen Rizeli olan İbrahim Balcı henüz çocuk yaşta ailesiyle birlikte savaş yıllarının yokluk günlerinde 1941 yılında İstanbul’da küçük bir Karadeniz köyüne dönüştürülen Sarıyer’e geliyor.  Bugün de olduğu gibi o dönemlerde de neredeyse herkes, hayata çocuk denecek yaşlarda atılmak zorunda. İbrahim Balcı’da  denizi, ormanı ve temiz havasıyla sadece İstanbul’un değil bölgenin, en önemli merkezlerinden kabul edilen Sarıyer’de ki İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nde memur olarak iş hayatına atılıyor.  Üniversitenin, entelektüel ortamından mı ya da doğduğu ve ilk çocukluğunu geçirdiği Rize’nin sırlarıyla dolu geçmişinde bir başka sırlarla dolu ilçede büyümenin verdiği merak mıdır bilinmez.

 

Yazıya merak salıyor.  Üniversitedeki işinin aksatmadan, düzenli olarak önce 1962 yılında Maç Mecmuası ardından da Son Saat Gazetesi’nde  yazılarını devam ettiriyor. Yazıyı, artık hayatında hiç eksik etmeyen Balcı, bir taraftan da kendisini Sarıyer’in tarihine götüren bölgedeki pek çok sivil toplum kuruluşunda aktif görev yaparken buluyor. İlk ciddi yerel tarih çalışmasını da Sarıyer Spor Külübü Tarihi (1989) ile gerçekleştiriyor. Artık yazının ve tarihin gizemli labirentlerinde gezmenin hazzını alan İbrahim Balcı, memuriyetten emekli olduktan sonra tüm vaktini bu bilinmeyen efsunlu tarihi ortaya çıkartmaya; ardından da bin bir emekle yayınlatmaya ayırıyor.

ÇINARALTI GELENEĞİNİN SON KUŞAĞI!

Bugüne kadar yayınlanmış yüzlerce makalesi,  20 kitabı bulunan tarihçi yazar İbrahim Balcı’nın bu araştırmaları sayesinde neler gün yüzüne çıkmadı ki?  Hatta Karadeniz’den Sarıyer’e uzanan nefes kesen tarihin kahramanlarından İpsiz Recepler, Milli Mücadele Yıllarında Sarıyer’de yaşananlar, meşhur yalılarla köşkler de hatta gecekondulardaki aşkların efsaneleşmesi, Meşhur Sevda Tepesi’nin öyküsü, Büyükdere’deki  İtalyanların kurduğu havaalanı muamması,  Rumelihisarı’nın yapımında Zağanos Paşa, Saruca Paşa, Halil Paşa  ile henüz 21 yaşındaki genç padişah Fatih Sultan Mehmet’in, sırtlarında taş taşımaları gibi yüzlerce yeni bilgi, belgeyle  efsanelerin bugünlere ulaşmasında İbrahim Balcı’nın katkıları inkar edilemez. 

Gençlere okumayı sevdirmek için Boğaz’da, sahilde, parkta bulunduğu her noktada yanında hangi kitabı varsa hediye eden, saatlerce sohbet eden,  Sarıyer’de deniz kenarındaki çay bahçesinde artık anılarda kalan çınar altı sohbet geleneğini sürdüren  Balcı, aynı zamanda  nesli hızla tükenen bir çelebiliğin de son kuşak temsilcilerinden.  Hocanın bugüne değin hazırladığı 20’ye yakın eserleri arasında şunlar bulunuyor: Simas’tan Sarıyer’e, Sarıyer Suları ve Çeşmeleri, Milli Mücadelede Boğaziçi, Takalar Kumandanı Ketencioğlu Hacı Yakıp Ağa, Sarıyer Aşiyan’dan Kısırkaya’ya, Azatlı, Baba Bizi Hiç Sevmedin gibi... Biz Sarıyer ile Karadeniz’deki efsanelerle tarihi gerçekleri gün ışığına çıkarttığı onlarca çalışmasının içinden sizler için İPSİZ RECEP’İ hazırladık. Buradan İPSİZ RECEP REİS’i  biz, kısacık ömrüne sığdırdığı ve yüzyıla damgasını vuran anılarını  özetleyerek, sizler okuyarak son nesil ustaya saygımızı sunuyoruz.  Şimdi sözü: Rizeli Milis Yüzbaşı İpsiz Recep Reis’e bırakalım mı?

RİZELİ MİLİS YÜZBAŞI İPSİZ RECEP REİS “EMİCE”

“…Batum’un fırıncıları, pastacıları çok meşhurdu. Genellikle fırıncılar Rize’nin Hemşin ile Pazar’ından çıkardı. Ama pastacılığı Ruslar’dan öğrenmişlerdi. Hüseyin Efendi Batum’a yeni mallar almak için geri dönmüştü.  Hüseyin Efendi tuttuğu her işte başarılı oluyor, sık sık Batum’a Soçi’ye, Baku’ye gidiyordu. Bu arada Hüseyin Efendi’nin minik oğlu (İpsiz) Recep büyüyor, serpiliyordu.  Recep arkadaşlarının aksine sert mizaçlı, yaramaz, canı tez, kafasına koyduğunu yapmak isteyen  oldukça zeki bir çocuktu. Annesi oğlunun nazara gelmemesi için etrafın övgü dolu sözlerine “Bırakın o İPSİZ’in tekidir” Diyordu. Bu şekilde Recep, çocukluğundan itibaren İPSİZ olarak anılmaya başlandı…

İPSİZ  GURBETTE!

Rize’de her genç gibi İPSİZ Recep’de on iki on üç yaşlarında gurbete çıkmaya başladı. Sohum’da babası Hüseyin Efendi’nin fırınında çalışacaktı.  İşlerini büyüttüler. Bu arada dostları Mahmut Efendi’de hem ekonomik olarak çok güçlenmiş hem de siyasete merak salmıştı. Hatta o dönem Mahmut Efendi’ye “Kafkasların Kralı” deniliyordu.  Mahmut Efendi, Sohum ile Rize arasında sefer yapan gulet – kotra satın almış, işlerini daha da büyütmüştü.

 

 Bu sırada 1.Dünya Savaşı patlamıştı.  Mahmut Efendi’nin himayesinde bu dönemde kimilerinin Emice, kimilerinin İpsiz ya da Efendi dedikleri Recep kendini iyice kabullendirmişti. Bileği pek, öfkesi sertti.   Yeni aldığı kotrasıyla Rize-Batum-Soçi ile Sohum ve Trabzon-Rize arasında kaçak mal taşırdı.  Kazancı çok iyi olmasına rağmen aynı bölgede taşımacılık yapanların Ermeni yolculardan aldıkları yol parası daha fazlaydı. Bu yüzden  yük taşımacığılığına göre  zahmetsiz ve daha fazla sarı lira kazanacağı yolcu taşıma  işini yapıyordu. Ermenileri Türkiye’ye taşıyor. Ya da Türkiye’deki Ermenileri Kafkasya’ya.

ERMENİ  KOMİTACILARI TAŞIDILAR

Nitekim esnafın ve halkın işlerinin çok iyi olduğu bu dönemde Osmanlının gümrük müdürü Hulusi Bey çok üzgün ayrıca öfkeliydi.  Çünkü İpsiz Recep ile arkadaşlarının Batum, Soçi, Sohum’dan navlun gibi göstererek Türkiye’ye taşıdıkları pek çok Ermeni genci de Karadeniz köylerinde olaylar çıkartıyorlardı. Köyleri basıyorlar, sivil halkı öldürüyor, mallarını yağmalıyorlardı.  Reislerin çoğu taşıdıkları yolcuların bu olayları yaptığını bilmiyor, kazançları da çok iyi olduğu için de ayrıca ilgilenmiyorlardı.

 

Nitekim bir gün Hulusi Bey,  Karadeniz’de faaliyet gösteren bütün taka reislerini topladı ve Padişahın fermanını anlattı. Aynı dönemlerde ülkede, Osmanlı’da başı boşluk ve asayiş yokluğu kol geziyordu. Öte yandan da Balkanlarda başlayan milliyetçilik akımları Kafkasya ve Karadeniz bölgesinde de etkisini gösteriyordu. İttihat Terakki Cemiyeti kurulmuş,  Enver Paşa’ya bağlı faaliyet gösteren haber alma  maksatlı Teşkilat-ı Mahsusa örgütü de oluşturulmuştu. Bu örgüte de Karadeniz’den asker, memur, balıkçı, korsan, eşkıya, çeteci, katil, tüccar, esnaf  gibi her türden insan dahil edilmişti.  Çerkez Reşit Bey,  Trabzon Valisi Ebubekir Hazım (Tepeyran), İpsiz Recep, Topal Osman, Yahya Kaptan, Dursun Ali Kaptan,  Yahya Kahya gibi isimler de Teşkilatı Mahsusa’nın kurucuları arasındaki isimlerden  bir kaçı.  Teşkilatı Mahsusa için çalışan İpsiz Recep,  Topal Osman gibi isimler tam da aranan gözü pek insanlardı. Duyunu Umumiye adına yük taşıyan gemilerde dahil olmak üzere Karadeniz’den geçen bütün gemilere el koyuyorlar.

 

Mallarını kontrol edip, yüklerini boşalttırıyorlardı.  İpsiz Recep’e devlet görev vermişti, ölürse şehit olacak sakat kalırsa gazi. Bunların hepsi de büyük onurdu. Bu yüzden devlet için faydalı olabileceği şeyleri düşünüyor, artık gece gündüz  İttihat Teraki ile Teşkilat-ı Mahsusa’ya nasıl faydalı olacağını tasarlıyordu.

EMİCE’YE CAMİİDE PUSU

Olaylar hızla ilerliyor ve Kurtuluş Savaşı günlerine gelindiğinde İpsiz Recep ile arkadaşlarına yine çok iş düşüyordu. Her biri deniz kurdu olan Laz takacılar ile balıkçılar bu seferde birinci dünya savaşanı kaybeden buna karşılık ülkeyi savunmak için Mustafa Kemal ile inanan kahramanların kurduğu Kuvvayi Milliye için silah kaçırılmasında canla başla çalışmaya başlamışlardı. İpsiz Recep ile çetesinin milli mücadele için görev yaptığı bu sürede her çeşitten insanla birlikte olmuştu. Aynı zamanda çok da düşman kazanmıştı.

 

Nihayetinde savaş bitmiş, milli güçler her şeye hâkim olmuştu.  İpsiz Recep’in emrindeki yüzlerce çete üyesi terhis edilmiş, yeni hayatlarına başlamışlardı.  Sadece “Emice” diye anılan İpsiz Recep’e bağlı bir avuç seveni yanında her şartta kalmayı kabul etmişti. Nede olsa  İpsiz Recep’in Abaza, Çerkes ile Anzavur kalıntıları başta olmak üzere sağda solda çok sayıda düşmanı vardı.  Savaş bittikten sonra adamlarıyla uzun zamandır gitmediği köyüne, Rize’ye döndü.  

 

Camii imamının “konuşalım mı uşağım” demesiyle öğle namazı için camiye adamlarıyla birlikte girdiler. Yılların kurt çetecisi İpsiz Recep, en iyi adam öldürme yerinin camii olduğunu çok iyi bildiği için sürekli tedbirliydi.

Nitekim tecrübeleri sayesinde kurtulacakları şüphelerinde haklı çıkacaklardı.  Camii de, İpsiz Recep ile adamlarına pusu düzenleyen ekibi yakalayarak etkisizleştireceklerdi. Bu yaşananlardan sonra İpsiz Recep ile bir avuç adamı daha sonra yeniden kendisine “Emice” diye hitap eden Mustafa Kemal Atatürk’ün yanına gitti. Ömrünün sonuna kadar da Karasu’da kahramanlık madalyasıyla taltif edilerek  yaşadı. 1928 yılında genç ve güzel karısının yanında hayata gözlerini yumdu. Böylelikle,  Karadeniz’de bir tarih yazan deli dolu ele avuca sığmayan çete reislerinden birisinin daha gök kubbede hoş sada olarak geriye anıları kalacaktı…” 

Derleme:Nurten ERTUL

Not: Kıtap Adı: Rızelı Mılıs Yuzbası Ipsız Recep Reıs "Emıce"
Yazar:Ibrahım Balcı
Ozan Yayıncılık

 

 

 

 

 

0 Yorum