gündeminiz
Image
Tarihe not

Kût’ül-Amâre’den Milli Ekonomi Modeli’ne...

gündeminiz

 İngilizlerin en büyük hezimetlerinden biri olarak tarih sahnesinde yer alan Kût’ül-Amâre sonrasında yaşananların Osmanlı’nın sonunu hızlandıran diplomatik bir savaşa dönüştüğünü bilir misiniz? 


25 Nisan 1916’da İngiliz komutan Townshend ve beraberindeki 5 general, 3000 İngiliz, 7000 Hintli ve 3300 sivil silahları ile birlikte teslim oldu. Osmanlı’nın son dönemdeki zaferlerinden olan Kût’ül-Amâre, sonrasında İngiliz General Townshend’in tek başına başardığı siyasi ve diplomatik hamlelerle esasen itilaf devletlerine Boğazları ve hatta Anadolu’yu altın tepside sunmuştur.

 Townshend hatıratında şunları anlatır: “3 Ekim 1918’de beni telgrafla öğle yemeğine davet eden Mısırlı Aziz Paşa’nın Tarabya’daki köşküne gittim. …gerek Osmanlı Avrupa’sı ve gerekse Türkiye Avrupa’sında toprak iltihak etmemek için İngilizlerden vaad alabileceğimi umduğumu, fakat Türkiye’nin Çanakkale’yi açmaları ve İstanbul’un serbest bir liman durumuna getirilmesinin gerektiğini anlattım.” Öyle ki, Osmanlı sarayı, Mondros Mütareke’sinin hangi şartlarda şekillenmesi gerektiğini, Büyükada’da misafir ettiği bu esirden soracaktır.

 Yani Osmanlı, savaş meydanında kazandığını, masada mütareke başlamadan vermiştir. Hem de esir bir komutanın siyaseti ile…
 Şöyle yazar cep defterine esir General, “Çanakkale, Gelibolu ve Boğaziçi’nin İngilizlerin elinde bulunmasındaki büyük faydaları sevk ve idare ile birlikte bütün Türkiye’nin elimizde olması demektir.” Mondros’un hemen ardından başlayan işgal harekâtı hepimizin malumu… Osmanlı’nın özellikle İngilizlere olan bu kompleksli bakış açısı, Atatürk’ün tek başına çıktığı kurtuluş mücadelesi ile değişmiştir.


 Yanlış anlaşılmasın, değişen saray değildir, milletin bakışı değişmiş, tam bağımsızlık ve kurtuluş üzerine kurulu bir fikir tüm Anadolu’yu Mustafa Kemal’in şahsında sarmıştır. Tarih tekerrürden ibaret… 


Bugün de İngiliz’e, Fransız’a, Amerika’ya aynı teslimiyetle bağlılık devam ediyor. Bunun karşısında Mustafa Kemal düşüncesinde, tam bağımsızlık, ilelebet payidar kalacak bir Cumhuriyet diyen, bunu koruyacak bir nesil de var. 


BTP liderinin ardında güçlenerek büyüyor. Günümüzün global düzeninde, ekonomik bağımsızlık tam bağımsızlığın olmazsa olmazı. Bu sebeple Prof. Dr. Haydar Baş Beye “ikinci Atatürk” diyorlar. Milli Ekonomi Modeli ile dünyada açtığı çığır sebebiyle…


 En son katıldığı TV programında, “İslam âlemini ziletten kurtaracağım” derken, Modelle beraber borç almadan ayakları üzerinde duracak, kaynaklarını milleti için kullanacak ve sömürüye hayır diyebilecek bir zihniyetin devletler nezdinde hâkim kılmasının önünü açmaktan bahsediyor. Demek ki Milli Ekonomi Modeli de Prof. Dr. Haydar Baş Beyin şahsında sömürüye dur diyebilecek kudreti ve dik duruşu halklara kazandıracak bir güç esasen. Umarız önce Türk milleti buna kulak verir. İçinden geçtiğimiz 1919 şartlarında tek çözüm budur.

YENİ MESAJ GAZETESİ

0 Yorum