gündeminiz
Image
Tarihe not

MARDİN; KARGAŞIK BURKAŞIK BİR MEZOPOTAMYA UYGARLIK KENTİ.

gündeminiz

Mardin, Mardin Dağının kale altında, dağın eteğinde değil bağrında yerleşmiş, içinde çeşitli uygarlık yapıtlarını barındıran bir Artuklu kenti.

Kaleyi arkanızı verdiğinizde, önünüzde up uzun uzanan, yeşil ekinli engin deniz gibi duran Mezopotamya’dır, şaşırma. Mezopotamya’ya şöylece dağın bağrından uçan bir kırlangıç gibi bakıp düşlere dalacak, Sümerlerin, Akadların, Asurluların, Hititlerin, Urartuların, Babillerin sanrısını göreceksin, şaşırma.

Gözlerin burada yaşayanlara dönecek, giysilerine bakacaksın, davranışlarına, erdemlerine, insanlıklarına bakacaksın, “Acaba hangisinden gelme” diye araştıracaksın, değişiklik göremeyeceksin. Çünkü onlara kimlik veren giysilerini İngiliz, Fransız egemenliğinden sonra terk edip, onların özgenlerini-kültürlerini yok etmek için gelen, dost görünümlü yağuları-düşmanları gibi darbulak-pantolon, ceket, gömlek giydiklerini göreceksin. Kim Kürt, kim Süryani, kim Arap, kim Yezidi, kim Keldani, kim Türkmen, kim Türk bilemeyeceksin. Artık onların simgesel görünüşlerini bilmek istersen Cumhuriyet Meydanındaki Arkeoloji Müzesine ya da kentin doğusunda olan Sakıp Sabancı Müzesine gitmen gerekli.

Arada bir Mardin şalvarlı, ya da Arap üstlüklü birini görürsen, iyi incele; o özgenini son koruyanlardır.

İşin ilginç yanı, Mardin’de Müslüman deyince içlerinde; Şafi, Hanefi, Hanbeli ile Maliki mezheplerinin tümü de vardır. Tüm bu mezhepler bir arada tapınırlar.

Koskoca Mardin’in araç geçen iki yolu vardır. Biri yukarı böğürdeki çarşı yolu, diğeri alt bayırdaki araç yolu. Yukarıdakinde tek yön batıdan doğuya, aşağıdakinde doğudan batıyadır. Kuzey güney doğrultusunda yol yoktur.

Eski Mardin bu iki yol arasında yer alır. Mardin’i görmek için, siz batıdan başlayıp, bu döngüyü yürüyerek bitirin. Arada, girip çıkıp eski kalıntıları göreceksiniz.

Ancak ilk yapacağınız iş, önce Batı’daki Arkeoloji, sonra da Sabancı Müzesini görmek olmalıdır. Sakın bunları görmeden geziye, uğraklara başlamayın.
Çarşı yolun ta eski çağlardan beri kullanılan dar, kesme taşlı bir ana yol. Yaya kaldırımları, özellikle Cumartesi, Pazar kalabalığını karşılayacak genişlikte değil. Araçlar sık sık sıkışmasına karşın, pek korne sesi duymadım. Kalıncaklar, konaklar, çarşılar, Kayseri kapalı çarşısı, aşevleri, küçük işlikler, sıla gecesi düzenleyen konaklar, hepsi bu yol üzerinde. Eğer bingit-taksi tutmak isterseniz, Cumhuriyet alanına gidin. Ancak sizin yabancı olduğunuz bilip 2 kat ederini alabilirler. Özen gösterin, pazarlık edin. Yarısı ya da üçte ikisine gidebilirsiniz. Dara ile Deyrul Zafaran’a (Safran manastırı) gitmek için bingit tutacaksınız. Yaklaşık 75 il 100 TL arası, 35 km, ayrıca gezi süresince sürücü sizi bekliyor.

Mardin’de çok şükür henüz bir AVM açılmamış açılsa Mardin’de küçük işlikler ile gelenekler biter.

Unutmayın, Mardin denince içinde kesinkes Midyat, Hasankeyf, Nusaybin, Dargeçit girer. Mardin’i gezmek için dört gün ayırın.

Eski Mardin’i gezerken sanki İspanya Endülüs’deki Cortoba’yı gezer gibiydi. Çünkü örek-mimari nerdeyse aynı. Mardin’deki evler ile taş işlemeciliği Endülüs’teki “Elhamra Sarayından” daha güzel.

Kumtaşı-kireçtaşından olan bozumsu, kızılımsı Mardin kayaları elişi-kaneviçe gibi işlenerek, bakılmaya doyulmayan güzellikte yapılar ortaya çıkarılmış. Her yapının biçimi kullanış amacına öre ayrı. Taş işçiliğini yapanlar Süryani ya da Ermenilermiş. Kentte en çok görülen Cami ile Kiliseler, ayrıca medrese ile kamu yapıları. 
En çok göze batan ise, kubbelerin düz yuvarlak olmayıp, dıştan yivli(pileli) olmasıdır. Bu biçim yalnızca Mardin’de var. Bence en simgesel göze çarpan özellik bu. Bu yivli kubbeler, hem kiliselerde, hem çan kuleleri, hem de cami uzundırazlarında-minarelerinin külahlarında işlenmiş. Eski yapıların neredeyse tümü de çok bakımlı. Camilerde, uzundırazlar ana gövdenin dışında tutulmuş, ona yapışık değil. Cami ile kilise bahçeleri kemerli revaklı bahçeler içinde, cami giriş kapısı ise çok görkemli işlemelerle bezeli, ortası ahşap, kıyıları süslü, oymalı taşlarla çevrelenmiştir. Bu camilerin en eski ulu camidir. İlgin olan, ana yivli kubbe altındaki altı ayağın kubbeye uyumlu biçimde eğrik-kavisli olmasıdır. Önce onu görmelidir.
Yollar da genelde kayrak kumtaşı-kireçtaşıyla döşeli. Çöpçüler, geceli gündüzlü ortalığı temizliyorlar. En çok atık, ünlü kavrulmuş Mardin karpuz çekirdeği kabuğu ile sigara izmariti.

Mardin ayrıca tesbihçiliğin başkenti. Çeşit çeşit teşbih bulabilirsiniz. Hemen hemen herkesin elinde gerilimi aldığı söylenen teşbih sallanıyor. Ben asla kullanmam.

Ne var ki, bu eşsiz yapıların çevreleri kargaşık burgaşık, orantısız, kafasına göre yapılmış çirkin, beton evlerle kirletilmiş. Geçmişe bir sövgü gibi. Bunların bir an önce yıkılıp, çevresine yeşil doku döşenmeli.

Mardin’de çok sayıda cami, çok sayıda uzundıraz var. Yükünme öğünlerinde-namaz vakitlerinde, ortak bir çağrı-ezan okunuyor. Bu güzel. Ancak ses yükselteçlerini sonuna dek açılması insanı çıldırtıyor, tıpkı öteki Türkiye kentlerindeki gibi.
Mardin’de esnaf çok iyi. Oturun çaylarını için, konuşun. Çok iyiler. Özellikle çay çok tadımlık.

Yılgı nedeniyle, Kentlerde çoğun-nüfus oranı yüzde 60, kırsalda oranı yüzde 43'tür. En kalabalık ilçeler sırasıyla Kızıltepe, Merkez, Nusaybin ile Midyat. Çoğu, yüzde 45’i 15 yaşın altında, ancak işsizdir.

Mardin’de Arap soylu Türkler, Midyat’ta Süryani kökenli Türkler yoğun yaşamaktadır. Kızıltepe ile Nusaybin’de Kürtler çoğunluktadır. Buraları PKK’nın yataklandığı yerlerdir. Olaylar da burada çıkmaktadır. Oysa Mardin çok güvenli bir kenttir.

Mardin kalesinin kuzey arkasında, “Yeni Mardin” ya da “Yenişehir” kuruludur. Burası dörtgen tasarımlı geniş yollarla bölünmüş, 10 ile 25 katlı betonarme yapılarla doludur. Yollar geniş, oturum güzeldir. Ne yazık ki burada AVM’ler açılmaya başlanmıştır. Eski Mardin’de anıtsal yapıda oturanların buralara taşınması güdülenmelidir.

Mardin’in Suriye sınırı mayınlı olduğundan burada tarım yapılmamaktadır. İlde orman ile ağaç yok gibidir. O eski Mezopotamya dönemindeki meyve bahçeleri, bağlar yok.

Ancak Zafaran Manastırı dolayında safran bitkisi yok, ancak zeytin ile badem ağaçlarının geniş bir alana dikilmiş olması, Müslümanlara ders olmalı.
Bu cennetin meyva bahçelerinin olduğu, verimli Mezopotamya topraklarının ağaçsız olması bizim utanmamız gereken suçumuzdur. Nereli olursak olalım bu toprakların ağaçlandırılması için örgütlenmeliyiz.

Mardin’de üzüm bağı da yok, ancak şarapçılık var. Süryanilerin yaptığı şarapların üzümleri de dışarıdan geliyormuş. Şarap ev yapımıysa 50, tecimselse 30 TL/şişe.
Tattım. Özellikle tatlı şarabını öneririm.
İçki de arkadaşla içiliyor.

Övgün A. ERCAN, Gezgin Yazar

1 Nisan 2018, Mardin.

0 Yorum