gündeminiz
Image
Tarihe not

Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN:OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞÜ İLE MONDROS ANLAŞMASI

gündeminiz

Osmanlı savaşlarında sürekli karşılaştırılan bir konu vardır; “Düşman güçlerinin savaş donanımı bizden çok üstündü” Sürekli olarak bu üstün güçlere karşı, gösterdiğimiz direnç övülür. Ancak sonuç, düş kırıklığıdır. Yüzbinlerce Mehmetçiğin ölümüdür.
 Yalnızca, Çanakkale savaşlarında 1 İngilize karşı 3 Türk öldürülmüştür. Balkan savaşlarında 5 milyon savutsuz(silahsız) Türk ile savaştan kaçan er, buyrukbaylar(komutanları) öldürülmüştür. Ölenlere “şehit” diyerek gönül oyalamak bir gelenek olmuş, bu nedenle yenilgi, geri çekilme, yitirmenin nedenleri saptanmamış, çözüm üretilememiştir.

Bunun Türkçesi şudur; ne Osmanlı, ne de onun 21. Yüzyılda dönüşmüşü olan Türklerde bilim ile teknoloji, uran(sanayi) gelişmemiştir. Gerek Osmanlı, gerekse Türkiye yalnızca savaş savutlarını(silahlarını) değil, yaşamda kullandığı tüm düzenekleri, donanımları dışarıdan satın alır.

Gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet döneminde yurdunu savunmak için kullanmak gereken kurşunu, topu, aracı, tankı, uçağı, uçarkonarı(helikopteri) bile dışarıdan satın alıyorsun. Böyle bir ülkenin ne savaşı, ne de yaşamı kazanması, ülkesi ile toplumu ile gelişmesi, uygarlaşması, varsıllaşmasından söz edilemez.

Bu utanç duyulacak durum 13. Yüzyılda kuruluşundan bugüne dek böyledir. O nedenle savaşlarda pisi pisine ölenlere “şehit” uydurmacası takarak, durumu savuşturursun.

Hepsi bu.

Çökme sürecine girmiş Osmanlı’da 19. yüzyılda bir “jön Türk” kalkışması başlamış. Bunlar ne istiyorlar; eğitim, sanayileşme, yol, gelişmiş tarım, dış satım, gelir dağılımında eşitlik, akçal kalkınma, sulu tarım, bilimgüderlik(laiklik), Cumhuriyet değil, “Özgürlük, Eşitlik ile Bağımsızlık”. Bunlara örnek alan azınlık olan Bulgarlar, Romenler, Slavlar, Arnavutlar, Yunanlılar, Kürtler, Ermeniler bağırmaya başladılar; “Özgürlük, Eşitlik ile Bağımsızlık”. Jön Türk kalkışması, “İttihat ve Terakki’yi” yarattı. İttihat ve Terakki’yi yöneten Enver-Talat-Cemal Paşalar kendilerini yurtsever sanırken, girişimleri ile azınlıklar içinde “milliyetçilik ile ayrılmayı” destekliyerek Osmanlı İmparatorluğunun yok yıkılışını çabuklaştırmışlar, ülke topraklarının bir bir elden çıkışını sağlamışlardır.

Önce 1908’de, II. Abdülhamit indirilerek Sultan Reşat başa geçirilmiş, II. Meşrutiyet kurulmuş, 1876’dan sonra ikinci kez kamutay(meclis) açılmıştır. II. Abdülhamit Selanik’e sürgün olarak yollanırken Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i kendi edinimine geçirmiş, Enver-Talat-Cemal Paşa onlardan aldığı 12 milyon dolarla susmuştur. 1911 Yılında Italyanlar Onikiadaları, ayrıca Trablus(Libya’yı) ele geçirmiştir. İttihat Terakki sesini çıkarmamıştır.

1912’de Balkan Savaşları çıkmış, İşkodra dışında Osmanlı orduları savaşmadan elindeki tüm savutları(silahları) topları, kamyonları, araçları, trenleri, vagonları bırakıp kaçarak, Avrupa’da yaşayan 11 milyon Türk’ü savunmasız bırakmıştır. Anadolu’ya korunmasız göçe başlayan Türklerin 6 milyonu yolda acımasızca kıyılmış, 5 milyonu Anadolu’ya aç, barınaksız, sağlıksız, güvencesiz olarak ulaşmıştır.

2014’de Enver-Talat-Cemal Paşa Almanlar’dan aldığı 5 milyon mark karşılığı Osmanlı’yı 2. Yeryuvarı(dünya) savaşına sokmuştur. Enver Paşa tüm ordu buyrukbaylarına(komutanlıklarına) Alman subayları atamıştır.

1915’de Çanakkale’de 215 bin kişi saldırganlarca öldürülürken, Osmanlı’nın çocuk yaşında gençlik ile eğitimli okulluları toprağa gömülmüştür. Basra Körfezi, Mısır ile Kuzey Afrika İngiliz, Fransız ile İtalyanların eline geçmiştir. Almanlaın isteği üzerine, yalnızca Bulgarla savaşa girsin diye Enver Paşa, Batı Trakya Cumhuriyetini Bulgarlara yem olarak verilmiştir. Çanakkale’den geçemeyen “Birlik Güçleri” güney-doğudaki Filistin alnından Müslüman Arap Şeyhlerine altın akıtarak, açıkçası iç işbirliğiyle, onların da ülkesi olan Osmanlı Orduları üzerine saldırarak, Osmanlı İmparatorluğunun sonunu getirmişler, tüm kayayağı(petrol) ile kayauçunu(doğal gaz), töz(maden) yataklarını ele geçirmişlerdir.

Güney alanda neler oldu ona dönk kısaca bakalım.  

 

Filistin alnında(cephesinde) Osmanlı’nın “Yıldırım Orduları” denen, üç ordusu vardı;4., 7., 8. Ordular.

Yönetimi Salt kentinde olan 4. Ordu buyrukbayı(komutanı) Arapgirli Cevat Paşa idi.

Yönetimi Nablus’da olan 7. Ordu buyrukbayı, Sultan Vahdettin’in özel olarak yolladığı M. Kemal’di.

Yönetimi Tul-u Kerem olan 8. Ordu buyrukbaylığını Cevdet Paşa üstlenmişti.

Ordular komutanı Enver Paşa’ca Yıldırım Orduları Başkanlığına atanan Liman Von Sanders’in savaşı Nasıra’dan yönlendiriyordu. En yetkili olan da bir Alman’dı. Buyruğunda olanlar ise; Mustafa Kemal, Cevdet ile Cevat Paşalardı.

İsmet İnönü ise Şam’daki 3. Ordu burukbayıydı.

Mustafa Kemal ise 1915 Çanakkale Savaşında tansıklar(mucize) yaratarak İngiliz’i yenen bir Türk olarak, Genel Kurmay Başkanı olan Enver Paşa’ca isteksiz olarak “Generalliğe” yükseltilmiş, oldukça saygın, güven duyulan bir paşaydı.

Karşılarında, Arap destekli İngiliz ordusu vardı. İngiliz ordusu içinde Hitli, Yeni Zellandalı, Avusturalyalı ile Afrika sömürgelerinden getirilmiş erler de vardı.

Eylül 1917’de İngiliz Ordusu Osmanlı Orduları üzerine saldırdı.

9 Aralık 1917 İngiliz Ordusu Komutanı Allenby Kudüs’ü alır, Suriye üzerine Eylül’de yürür.

18 Aralık 1917’de Rus’larla Erzurum anlaşması imzalandı. Ruslar geri çekilince Kazım Karabekir başkanlığında Kafkas Ordusu Kuzey Kafkasya, Bakü ile Tebriz’i aldı.

Filistin, Suriye alınlarında kanlı çatışmalar sürer. 7. Ordu (M.Kemal) ortada, 4. ,ile 8. Ordu onun iki yanındadır.

Ancak 31 Ağustos 1918’de, 7. Ordunun sol kanadı birdenbire bozulur. Buradan İngiliz atlıları geçerek 4. İle 8. Orduları arkadan sarar, 75 bin Türk eri esir düşer.

M. Kemal Paşa, Şeria Irmağındaki bir geçitten geçerek, 600 km uzaklıktaki Şam’a güçlükle sığınır. Ordunun bozguna uğrayan erleri, topu, tüfeği, kamyonları donatınımları bırakarak Şam’a doğru kaçar. Kaçarların çoğu İngiliz ile Araplarca kılıçtan geçirilirler.

19 Eylül 1918 erteninde ordu tümüyle savrulmuş, dört yıl savaşan ordu seller gibi ardına bakmadan Tel Nermin, Salt üzerinde önce Ürdün’ün başkenti Amman’a akmış, bozulmuş. Orduyu tutmak kırılmasını önlemek için Hattazade Mustafa Bey dirense de kaçmanın önüne geçilememiştir(2).

Şam’da kalmayan M. Kemal Paşa, ordunun geri kalan erlerini Cemal Paşa yönetimine vererek Rabak’a sığınır.

Sultan Reşat ölünce yerine geçen Vahdettin İttihat ve Terakki’yi tutmamaktadır. Ancak M. Kemal Paşa’ya büyük bir güven duymaktadır. Sanders Paşayı görevden almıştır. Onun yerine M. Kemal Paşayı “Tüm Güney Orduları Başkanı” olarak atadı.

M. Kemal Paşa; Şam’daki 3. Ordu buyrukbayı İsmet İnönü ile Rabak’daki güçlerin başındaki Ali Fuat Cebesoy Paşalara,

“Daha kuzey, Adana’ya doğru çekilin”

Buyruğunu verir. 7. Ordu arda kalanlarını Halep’de toplar. Halep’de halkın saldırısıyla karşılaşılınca, Yıldırım Orduları yönetimini önce Fatıma, sonra da 200 km ötedeki Adana’ya çekilin buyruğunu verir.

M. Kemal bir ay izinle İstanbul’a gelir, Para Palas’da kalırken Ordular Küme Başkanı Kazım Karabekir’e,

“Bu aşama’da İngilizlerle anlaşmaktan başka çare yoktur”

Der(2). Buna Karabekir Paşa katılmaz. M. Kemal bu işin bitmediğini yılmadan savaşıp yağuyu(düşmanı) yurttan atacaklarını belirtir. “Ancak bu aşamada anlaşalım” der.

Osmanlı ordusunun geri çekilişini İngiliz buyrukbay Allenby şöyle yorumlamıştır,

“45 bin Türk ile Alman Şam’a doğru çekiliyordu. Direnseler, ele geçirme hızımız düşerdi. 4. Ordudan 20 bin tutsak aldık, belleri kırıldı. Kalanları 4 bini silahlı, 17 bini bozgun yemiş biçimde dağdan tepeden kaçıyordu. 1 Ekim 1918’de Şam’a, 8 Ekim’de Beyrut’a girdik. Birçok yiyecek ile gereç elimize geçti.”

7. Ordunun arda kalanları, biri İsmet İnönü, diğeri Ali Fuat Cebesoy başkanlıklarında iki kolordu, bu günki ulusal ant sınırında konuşlanır. Tüm ordudan geri kalan yalnızca 2 bin 500 yaya erdir.

Son direnme için toplanılmışsa da 26 Ekim 1918’de İngilizlerin son vuruş saldırında, toptan yenilgi engellenememiştir. 26 Ekim’de Halep de düşmüştür.

Cevat Paşa ile Cemal Paşaların orduları tümüyle kırılarak, ortadan kaldırılmıştır. M. Kemal Paşanın İsmet Paşa’ya bıraktığı 7. Ordu artığı 20., Ali Fuat Cebesoy’un 3. Kolorduları büyük yitimlerle Adana’ya çekilebilmişlerdi.

Tüm Suriye bir aydan kısa sürede İngilizlerin eline geçmiştir.

Tam bir bozgun. Tıpkı 300 yılda aldığımız Balkanların 3 ay gibi kısa bir sürede elimizden çıkmış olması gibi.

26 Ekim 1918’e dek Güney Ordusunun yitimi,

75,000 tutsak

360 top ile donanımı,

800’den çok maikanalı tüfek

210 kamyon

44 binek

89 lokomotif

400 yük ile yolcu vagonu

Kurtuluş savaşında Türklerin elindeki toplam top sayısının 323 olduğu anımsanırsa, Suriye-Filistin savaşının yitimi daha iyi anlaşılır(2). 

Başlangıçtan beri M. Kemal’i kıskanan Genel Kurmay Başkanı Enver Paşa, bunu bir fırsat bilip M. Kemal’in kurşuna dizilmesini buyurmuşsa da General Fevzi Çakmak,

“Eğer onu kurşuna dizdirecekseniz önce Yıldırım Orduları Başkanı Alman Liman Von Sander ile başlamanız gerekir” diyerek bu eylemi önlemiştir(1)

30 Ekim 1918’de Limni Adasının Mondros kentinde Osmanlı Deniz Güçleri Başkanı General Kazım Orbay(Enver paşanın eniştesi) ile İngiliz Deniz Generali Calthorpe arasında Mondros Anlaşması imzalanır.

Alman yazar, “Ankara” adlı betiğinde,

“Eğer Mondros anlaşması imzalanmasaydı, İngilizler İstanbul kapılarına dayanacaktı”

Demiştir.

Mondros Anlamasının kısaca koşulları;

Boğazlar Birlik güçlenine verilecek,
Bütün gemiler verilecek,
Demiryolları ile iletişim Birlik güçlerine verilecek,
Hicaz, Asir, Yemen, Suriye, Irak, Trablus, Bingazi’de olan erler tutsak olacak, Türk esirler geri verilmeyecek.
Birlik Güçleri ya da Ermeni tutsaklar salıverilecek,
Birlik Güçleri öngördükleri her yeri ele geçirebilecekler.
Büyük bozgunla birlikte, savaşlar ile yenilgilerden, Osmanlının parçalanmasından sorumlu İttihat ve Terakki’nin başları olan Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa yurt dışına kaçmışlardır.

Kazım Karabekir Paşa Birinci Kafkas Kolordusu, ayrıca 9. Ordu başkanı olarak, Batum’da içinde olmak üzere, İran Azerbaycan başkenti Tebriz’de konuşlanmıştır. Enver Paşanın amcası olan Nuri Paşa ise Kuzey Kafkasya’ya dek uzanmıştır.

Padişah Vahdettin tüm ordu başkanları ile üst yönetimi 25 Ekim’de savutları(silahları) bırakıp, İstanbul’a geri dönmelerini isteyince kalan ordular başsız kalmıştır.

Mondros uyarınca Ulusal Ant içinde kalan tüm iller ile bölgelere yabancı güçleri ordu çıkarmya başlamışlar, neredeyse Türklere yaşayacak bir alan kalmamıştır.

Şimdi ülkeyi, ulusu yoktan var etme dönemi gelmiş çatmıştır.

Bunu ikinci bölümde anlatacağım.

 

15 Eylül 2014, Büyükada

KAYNAKLAR

Hürriyet Gazetesi. “Maraşal Fevzi Çakmak’ın Hatıraları”- Sayı.2
Vakkasoğlu, V.1977. “Bozgun”. Asya Yayınları, 238 s.

0 Yorum