gündeminiz
Image
Özel haber

Övgün A. ERCAN, Gezgin Yazar: Kiev'i gezdi, gördü yazdı

gündeminiz

Kiev’e ulaşma için iki yol var; 1. Uçak, 2. Araçla

Uçak olarak THY, Pegasus, Ukrayna Hava Yolları buraya uçuyor. İki tane uçuş alanı var. Borisispit yaklaşık 40 km. Binit ile giderseniz 350 Griva( 45 TL). Ancak pazarlık edin. Yoksa Uber de çağırabilirsiniz. THY, çok pahalı. Ben 1560 TL ile gelirken bazıları Pegasus’la 400 TL’ye gelmiş.

Öteki seçenek, atlayın aracınıza, Bulgaristan, Romanya, Moldavya üzerinden gelebilirsiniz. Yol çok uzun değil. Kırım, Soçi, Artvin üzerinden dönersiniz. Çok da eğlenceli, ayrıca ucuz olur.

Kiev’de en kolay ulaşım yürümek. Yürümezseniz birçok yeri göremezsiniz.

1. Yürümek,
2. Binit-otobüs
3. Boynuzlu-binit(troleybüs)
4. Dolmuş
5. Yeraltı-metro
6. Bingit-taksi
7. Uber

Kentin göbeğinden en uzak yerine 1 saatte yürürsünüz. Yürüme yolları, araç yollarından 3 kat geniş. Işıklara özen gösterin. Ancak ışık yoksa öncelik yayanın. Hemen duruyorlar.

Kievliler en çok yeraltını kullanıyorlar. Giriş 5 Griva( 75 kuruş). Yeraltı, tek iniş. Yaklaşık 200 ile 250 metre derinde. Ruslarca 120 yıl önce yapılmış. Biz 20 milyonluk İstanbul’da daha yeni yapıyoruz, bitince kent daha genişlemiş olacak. Üç tane yol var; mavi, yeşil, kırmızı. Bunların kesim yeri Kiev’in göbeği.

Her 3 dakikada bir geliyor. Durak adlarını Rusça ile İngilizce olarak söylüyor. Danışmadan bir Kiev haritası alırsanız güç değil. Kaldı ki, araç

Binit ya da boynuzluya binerseniz, bilet içeride satılıyor; 75 kuruş. Duraklarda hangi binitin nereye gideceğini gösteriyor.

Uçuş alanlarından kente ulaşan yeraltı yolu var. Ancak çok kalabalık. Tam kaşık kalıbı gidiyorsunuz.

Oturmak güç.

Google Maps ya da Yandex ile gezi kolaylaşabilir.

Kimseye bir yol sormayın, alacağınız yanıt.

- Hiç bilmiyorum.

19 Mart 2018, Kiev, Ukrayna

--- Kiev üzerine bu kadar yeter...Gençler, gelin burada okuyun. Değişik ekinleri tadın. Belki sizi saran birini bulursanız evlenin. Benim önerim kendi soyundan biriyle birlikte olmak. Güzellikler geçici. İnsanın en büyük özgürlüğü kendi dilini konuşmaktır. Ancak, sizi mutlu edecek tek yerin ülkeniz olduğunu unutmayın. Hiç bir güzellik Türkiye sevgisinin yerini tutmaz.

KİEV’DE MÜZELER İLE MÜZEYE SIĞMAYAN SEVGİLER

Övgün Ahmet ERCAN, Gezgin Yazar

Kiev’de belli başlı müzeler, kuzeyden güneye akan, Dinyeper Irmağının batı kıyısı boyunca ile kentin göbeğinde yer alıyor.

Yön ise şöyle; bulunduğunuz eski kent yakası; Batı, Karşıyaka Doğu. Irmak Kuzey Güney doğrultusunda akıyor.

Olmazsa olmazları görmek isterseniz Dinyeper güney batısına gitmek gerek. Lavra ile II. Dünya Savaş Müzesi ile Anayurt anıtı göz kamaştırıcı.

Bunların tümü de Bağımsızlık Meydanından en çok bir saatlik yürüme uzaklığında. Kiev Sanat Müzesi, hemen Dinamo Kiev tepikteyi karşısında ancak Pazartesi ile Salı kapalılar.

Bağımsızlık anıtının hemen ırmak yakasındaki Instyutska Caddesi denilen yoldan tepeye çıkın, o yolu bırakmadan sürdürün. Hemen ırmak yakasında Sanat Müzesi ile Kamutay yapısını göreceksiniz. Onun hemen ırmak yakasında Dinamo Kiev tepikteyi-stadyumu yer alıyor. Yolu sürdürürseniz birçok polisin koruduğu sokaktaki kocaman yapı Başkanlık sarayı. Köşede ki yapı ise Tuvers Galerisi. Buradan ırmak yakasındaki, Mykhaila Hrushevskoho yoluna girince karşınızdaki kocaman yapı; Verkhovna Rada.

Yolu sürdürürseniz ırmak yakasında Mariyinskyyi Parkı.

Arsenal Metro durağını geçince yolun adı Lavras’ka olacak. Radison otelin karşısında uzunca bir mızrak gibi, kapkara bir dikilitaş göreceksiniz. O 1941-1945 arası İkinci Dünya Savaşında ölenlerin anıtı. Önde sönmeyen bir ateş yanıyor. Buradan tüm Dinyeper’i gördüğünüz gibi, Dinyeper’in güney yakasında çok katlı yapılardan oluşan Yeni Kiev’i de görebilirsiniz. Tıpkı bizim Beylikdüzü gibi, iç içe çok katlı yapılar.

Park içine girince bir Beyaz kule göreceksiniz. Kulenin üzerinde kanatlarından yakalanmış, sonra kendini kurtaran bir beyaz balıkçıl kuşu var. İşte orası, Rusların, Ukraynalılara 1932-1933 yılında uyguladıkları soykırımı anlatan anıt. Söz edildiğine göre 7 milyon Ukraynalı öldürülmüş, Sibirya’ya, Kazakistan’a sürülmüş. Anıtın altına inerseniz bir Soykırım Müzesi ile anlatım var. Giriş 4 TL.

Oradan çıkın Lavras’ka yoluna girin. Solda İşyeri Müzesini göreceksiniz. Onun karşısında ise Kiev’in Pechersk Lavra Manastırlarını kale duvarları ile çevrilmiş olarak göreceksiniz. Giriş 10 TL.

İçerisi çok sayıda, altın kubbeli manastır ile kiliseden oluşuyor. Gezim pazara denk geldiğinden, bir büyük kilisede ayin vardı. Ortodoks inanırlar kiliseyi doldurmuştu. Bir yanda papaz okuyor, bir yanda birileri betikten-kitaptan izliyor, kimisi ikonalara istavroz çıkarıyor, kimisi papazların gezdirdiği el haccı ile papazın elini öpüyor, papazlarda onları kutsuyordu. Tam bir curcuna. Papazların hiçbirini gözüm tutmadı. İnsanların duyguları kötüye kullanmaktan, kandırmaktan, işin büyüsüyle uyutmaktan başka bir düzenbazlık değil. 4000 yıldır, 2000 yıldır, 1500 yıldır toplumlar bu düş dünyasının kandırmacaları ile uyutulmuş durumda. Zincirlerini kırıp, “Benim dinim özgürlüktür” diyemiyor. İnsanlar tutsak.

Davranışta, irdelemede, düşüncede, yazmada, konuşmada tutsak.

Bu konuda en iyisi bir yorum yapmayayım.

Bir kilise görevlisi beni görünce,

-Başlığını çıkar. Çekim de yapma diye uyardı.
-Özür dilerim.

Surların içinde mağara manastır ile takılar müzesi de yer alıyor. Yemek öğününe denk gelmişti. Onlarca manastır görevlisi papaz kara giysiler, başlarında arkasından kara bez kuyruk sarkan fesleri, uzun eteklerini savura savura yemekten çıktılar. Biri var ki sanırsın goril. Hepsi de bağış paralarıyla beslenen beslemeler.

Onlara şöyle bir baktım,

“Bir İsa geldi bunlara iş açıldı. Bir istavroz çek, İncilden birkaç sayfa oku, ekmek elden su gölden yaşa. O be ne hayat! Ne dolarla ilgilen, ne vergiyle, ne algıyla, vatan gitse bile din oldukça yaşa be yaşa. Bunca keriz senin tarlan, ye Samuel ye!”.

Buna inanç tecimi denmez de ne denir.

Her kiliseye giden, dışarıda bekleyen bağışçılara para verip gidiyor.

Papaz görmekten, kandırılan zavallı insanların bir kiliseden diğer kiliseye umutla girmesini görmekten sıkıldım.

Attım kendimi dışarıya, günzel-hava soğuk mu soğuk! Çelik!
Baktım çıkış kapısının hemen solunda, “Kafe”.

Çöreklendim. Bir kahve içip çıksam iyi olacak ancak,

Olmazzzz…

Ben gibi bir pisboğaz…

Önce çok acılı bir çorba söyledim, sonra da orta pişmiş biftek, 290 gr.

Çorbayı ekmeksiz kaşıkladım.

Oh!

İçim ısındı.

Çıkardım “Sevim’i” (bilgisayarım McBook’un adı) başladım düğmlerine dokunmaya. Dokundukça o anılarımı yazdı yazdı.

Kızcağız, ne su ister, ne yemek! Onu kıvılla-elektrikle besle yeter. O çok suçsuz, ayrıca sevgili. Onun gözü her gün benden başka kimseyi görmüyor.

Bana sormayın,

-Utanmıyor musun koskoca adam, bu genç kızla hergün? Diye.
-O benim sevgilim. Niye utanayım. O olmasaydı ben olmazdı. Biz bir bütünüz. O her koşulda yanımda. Yalnız denize girmeyi, yıkanmayı sevmiyor. Ben onu kokulu mendillerle siliyorum, her gün.

Ona dokundukça o coşuyor.

- Bifteğiniz geldi efendim.
- Sağolun.

O avcumdan büyük, kızarmış bir biftek, yanında da haşlanmış bir mısır.

Bıçağımız aldım, kestim bir parça. Ağzıma götürdüm.

Et değil, kösele…..

425 Griva(53 TL) ödedim çıktım.

Yolum “Ötken-tarih müzesi”

Kar sorun değil, ancak ağır botlar, uzun yürüyüşler,

“Ah!”

Sol dizim ağrımasa,

- Ne oldu? Övgün hoca? Yaş almaya mı başladın?
- Yok be! Gönül yaşım 23. Çok coşkunum çok…..Koşmak istiyorum, çiçekleri koklamak, tertemiz, buz gibi günzeli-havayı solumak, koşmak, dağlarda, bayırlarda, ekin tarlaları arasında koşmak, göklere yükselmek istiyorum, bulutlarla kucaklaşmak, güneşe varmak istiyorum. 
- İçim köpür köpür.
- At gibiyim.
- Bir sevgili gibiyim.
- Sevenim.
- Yaşamaya doyamayanım.
- Varsın sol dizim ağrısın.
- Yaşasın Şekerim, Yürek yamalarım, troidim, yüksek tansiyonum, hepsi yaşasın. Onlar benim bir parçam.
- Gönlüm ah! Gönlüm! Gürül gürül akan çağlayanlar gibi, kocaman ırmak olmuş, sularını köpürterek, bir o yakaya, bir bu yakaya yalpalaya yalpalaya, çakıl taşlarını, kayaları yalaya yalaya, söğüt dallarını kımıldatarak, enginlere doğru akıp gidiyor, tıpkı yaşamım gibi.
- Yaşamı kucaklayamıyorum kollarım kısa geliyor. Ancak o biliyor ki ben onu çok seviyorum.
- İyi ki yaratıldım.
- Kollarımı açtım; kanatlarım oldular. Sevgiye doğru uçuyorum, sarmak için sımsıkı kollarımı açtım. 
- Sevgi.
- Yaşamın sırrı sevgi. O varsa yaşam var, yoksa yaşam boş. 
- Ona ulaşmak için koş koş koş.

19 Mart 2018, Kiev

UKRAYNA’DA YEMEK


Ukrayna, usuz bucaksız, verimli, sulak topraklardan oluşuyor. Karadeniz’de büyük bir kıyısı var. Ne var ki, iklimi soğuk.

Sebze, meyve gibi besinler dışarıdan geliyor. Mandalina ile üzüm Türkiye’den, sarımsak Çin’den, portakal İspanya’dan. Süt ürünleri yerli.

Yedikleri, içtikleri kutulanmış, sarılmış, şişelenmiş yapay besinler. O nedenle çok sağlıklı olabileceklerini sanmıyorum. Çok kahve evi ile pastaevi var. Bunların tümü de seçkin, ancak ucuz, nitelikli. Çay içilirken hiç görmedim. Yollarda iki adımda bir kahve satıcıları var.

Biraz ucuz, ancak yerli üretimleri yok. Publarda en çok bira ile viski tüketiliyor.

Paraları yok ancak özellikle gençler hazır yemek yemeğe bayılıyorlar. Mc Donald’slar tıka basa dolu. Orada yemek yemek kendilerince bir üstünlük, Amerikan yaşamına özenti. Hamburger ile kızarmış parmak patatese bayılıyorlar.

İşte bazı besinlerin fiyatları;

Kara ekmek 3 TL, kefir 4 TL, etin kilosu 15 TL, kahve 2 TL, espresso 2 TL, süt 2,5 TL, hamburger 3,5 TL, çizburger 4 TL, muz 4,5 TL, portakal 4 TL, elma 2 TL, bir şişe 1,5’luk su 1 TL. Yeşil ya da siyah zeytin hiç görmedim. Ancak lokantalarda zeytin yağ var.

Yemek yapmasının bilmiyorlar ya da biz onların yaptıklarına biz yemek demiyoruz. Et ucuz olmasına karşın, lokantada bir 300 gr’lık biftek, 35 ile 50 lira arası.

Lokantada irice mantı gördüm. “Hah işta bu bizim yemek” dedim. Üzerine krem koydu, bir kaşık da şeker attı. Aaa..bir de baktım ki..içinde vişne reçeli olan bir hamur tatlısı. Bilemezsin çünkü üzerlerinde Krilce yazıyor. İngilizce bilen çok az.

Tavuğunda göğsünü sarmışlar, üzerine undan bir kabuk ile sıvamışlar. Sandım içli köfte. Aaa bir de baktım, haşlanmış tavuk göğüsü. Borç çorbası, boş çorba, benim ağız tadıma uygun değil.

Ancak etleri bir harika.

Kiev’de et nerde yenir?

Lokantalar oldukça temiz, düzenli, yemek niteliği yüksek. Ancak bazı lokantalarda Krilce yazdığından şaşırmamak elde değil. Ne var ki, seçkin aş evlerinde İngilizce menü var.

Büyük bir dana pirzola yanında patates ya da fırınlanmış sebze 35-50 TL. Bir mevsim salata 8-10 TL. (1 TL=8 Griva). 1 dolar= 25 Griva.

Et için önereceğim lokanta; Rukkola, P. Sagaidachuogo Street 22/1, Kiev (Dinyaperin üst kıysında ona koşut liman sokağı). Kaçırmayın kesin gidin.

Birkaç tane dışında balık lokantası görmedim. Oysa en ucuz kalkan ile en iyi havyar Ukrayna’ymış. Ancak ortalıkta islenmiş balıktan başka balık görmedim. Kalkan hiç yok. Oysa Kalkan en çok Ukrayna’da çıkıyor.

Kiev’de Türk Lokantaları

Bağımsızlık Meydanında, üç tane aşevi var; LOKANTA, MEYDAN(Edinicisi İsmet Bey, Digitürk var, kıymalı pide, lahmacun, şiş kebab ile kelle paça da yapıyor), TURKISH HOUSE, Liman yolunda TİKE, başka başka..Hepsi de iyi nitelikte…

LOKANTA denilen Türk yemekleri satan yer de ünlü yerlerden biri.

Bu lokantalara giderseniz Türk yemeği özlemi çekmezsiniz. Fiyatları da uygun sayılır.

Meydan Lokantasında; kıymalı kayık pide 13 TL, lahmacun 8 TL, kaburga kebab 30 TL, biftek 35-40 TL, pizza 7-10 TL. Et ya da mercimek çorbası 5 ile 8 TL. Etli kuru fasulya 12,5 TL. Küçük şişe suyu 25 kuruş.

Kısarsanız, 10-20 Tl’ye rahat karın doyurursunuz.

Şuna şaşırmıştım;

Örüşüm ağı hemen her yerde var. O nedenle telefonda whatsapp kullananların paket almasına gerek yok.

Ayrıca otellerde yer ayırtmaya gerek de yok. Kiralık apartmanların gündeliği 25 dolar dolayında. Ben Kiev’in göbeğinde tek odalı bir ev kiraladım; adres ile telefonu şu; Posazh Center City, Kreschatik Street 13/2 Pecherskyi, Kiev, 01001, Ukrayna, +38 0931 117 91. Lüks değil ancak idare eder. 4 geceliği 125 dolar.

Kaldığım 5 günde, gökyüzü sürekli kırçıldı. Hiç güneş ya da mavi gökyüzünü, ya da uçuşan bulutları görmedim. Çok soğuktu; en sıcak olduğu ilk gün +3, daha sonraları -10 ile -15 arası. Yollarda kaymıyorsunuz, çünkü karlar sürekli kürünüyor. Gelecekler, yanınıza bot, ayrıca yünlü iç çamaşır alın. Ancak, Ukrayna’ya her süremde-mevsimde gidilir, gezilir. Ben Kiev’de karlı günlerde bile her yere yayan gittim. Yol kavşaklarını altında yeraltı alışveriş yerleri sımsıcak, ayrıca çok da güzel.

Yalnız eğlence yerlerine yalnız gitmeyin diye öneriyorlar. Adamı soyarlarmış.

19 Mart 2018, Kiev

KİEV DE ANAYURT ANITI


1941-1945 arası II.Dünya Savaşı utkusu anısına Kiev 'e dikilen ANAYURT (Motherland) Anıtı.

Göz kamaştıran bu anıtın tabanıyla birlikte toplam boyu 91 metre. Bir elinde kalkan, bir elinde kılıç tutan kadının boyu 55 metre. Dünyanın en yüksek ikinci anıtı( Artvin deki Atatürk anıtını bilen var mı?). Kalkanın üzerinde orak çekiç var. Tepesine dek 3 kişi alan iner çıkar işliyor.

Ben savaşın her türlüsüne karşıyım. Hiç bir nedenle, hiç bir kimse öldürülemez. Kendi soyunu gelişmiş savutlarla-silahlarla ölduren tek yaratık insandır.

Tüm savaşları din ile siyaset adamları birlikte çıkarırlar. Suçlar ancak yargıyla kıyınlanır-cezalanır.

Eğer yurdunu savunmak için savaşmıyorsan savaş kıyımdır-cinayettir.

Biz daha az öldük, onlar daha çok öldü diye övünen cani ruhludur.

Osmanlı savaş alanlarına sürdüğü Türklerin dölünü kurutmuştur. Kurtuluş savaşında son Türkler devşirilmiştir.

Siyasetin bittiği yerde savaş başlar. Tüm savaşlar kötü siyasetçilerin ürünüdür. Savaşla övünen siyasetciler güçsüz korkak kişilerdir.

Tüm dünyada savaşlar bitsin. Çocuklar babasız, kadınlar kocasız, analar oğulsuz kalmasın.

Yurtta barış yersuda barış...

Ne mutlu Türküm diyene...

.18 Ekim 2018 Kiev
KİM BU UKRAYNALILAR?

Ukrayna, Karadeniz’in orta-batı kesiminde Avrupa’nın en geniş topraklarını edinmiş yemyeşil ormanlarla kaplı bir lav ülkesidir. Bu ülke önceleri Hazar, Altınordu Türk ilkutlarının-devletlerinin de ülkesi olmuştur.

İstanbul’dan Ukrayna’nın başkenti Kiev’e 1 saat 40 dakikada uçakla varılıyor. THY, Pegasus, Ukrayna Hava Yolları bu ülkeye uçuyor.

Ülkenin yaklaşık çoğunu 45 milyon, bunun 2,8 milyonu başkent Kiev’de yaşıyor.

15 Mart 2018’de Kiev’e indiğimde bir akşam önce kar yağmıştı. Ancak gerek sokaklardaki yaya kaldırımları, gerekse araç yollarındaki tüm karlar çoktan kürünmüştü. Kayıp düşmek, başını yarmak diye bir olgu yok.

Bugün 18 Mart 2018, günzel-hava sıcaklığı (-100C). Güzel ki, yeraltı çarşıları, kahve evleri sımsıcak. Kiev’de en çok içilen de Amerikan kahvesi ile bira.

Ukraynalılar davranış olarak bize benziyorlar. Kişiler beyaz tenli gözleri açık çağla yeşili.

Şöyle bir ön yargı var; “Ukraynalıysa çok güzeldir”. Bu doğru değil. Her ülkenin bakımlı kişileri güzeldir. Bence en güzel kadınlar Türk kızları. Çünkü bizim uyruğumuz tüm Anadolu uygarlıklarının bir karışımı. Bu karışımlardan güzel kişiler türüyor. Doğal olarak kişinin önce özü düzgün olmalı.

Ukraynalı, kızlar ile kadınlar güzellik düşkünü, ayrıca bakımlı. Kadın kadın gibi, erkek de erkek gibi. Çoğu sarışın, kumral görünmekle birlikte saçları boyalı. Genç kızlar oldukça alımlı giyiniyorlar. Ayrıca yüksek ökçeli ya da topuklu ayakkabı giyince sanırsın boylu. Oysa ortalama 1.65 gibi.

Şu ön yargı da yanlış, “Ukraynalı kızlar, kolayca avlanırlar. Onlarla her şey yapılabilir”.

Bu yaklaşım da çok yanlış. Onların saygıdeğer sağlam kişilikli bir duruşları var. Onlar orospu değiller. Kaldı ki en çok orospuluk, bizim ya da İran gibi kapalı toplumlarda olduğu herkesçe bilinir. Ne kadar sıkarsan, yasak ilişkiler o kadar kötüye gider.

Toplumlarla açıldıkça, özgürleştikçe, onanmayan ilişkiler azalır.

Bu böyle biline….

- Ukrayna’ya mı gidiyorsun? 
- Hımmmmmm….Yine neler becereceksin? Vay çapkın delikanlı vay!

Bu doğru değil. Bunu özellikle düzeltmek istiyorum,

“Ukrayna bizim sandığımız gibi bir orospu ülkesi değildir.”

İşin özü, Ukrayna siyasi olarak olmasa da, davranış olarak özgür bir ülkedir.

Biz onların yanında yaban kalırız, hem de ne yaban!

Ukraynalılar çekirdek olarak Slav soyudur. Ancak kanlarında burada yaşamış diğer soylar da vardır. Katkısız Slavlar genelde iri yarı, biz Türklerin 1,5 katı büyük olurlar. Ancak, Ukraynalılar aşağı yukarı bizler kadar. Biz tıknazız, ancak onlar ince. Acaba diyorum bunun nedeni geçim sıkıntısı çekmeleri mi?

Olabilir.

Ortalama aylık gelirleri 150-200 dolar. Sebze ile diğer besinler Türkiye deki gibi. Yalnızca et, süt ürünleri ucuz. Giysilerin çoğu Türkiye’den.

Genelde beyaz tenli, açık çağla gözlüler. İçlerinde biz gibi göbekli, büyük kalçalı görmedim. Erkeklerde kesinlikle ne bıyık var, ne de sakal. Kızlar şaşırtıcı, bugün (-100C) idi ancak birkaç kız halen mini etekliydi. Güzel görünmeye özellikle özen gösteriyorlar. Bakımsız bir kız ya da erkek görmedim. Pis sakallı ya da bıyıklı biri varsa ya Türk ya da Ortadoğulu. Türkler pejmürdelikleri, ağızlarında sigaralarıyla çok kolay tanınıyorlar.

Aykırıyız biz, aykırı.

Uygarlık bizden çok ötede.

Cep telefonu kullanımı asla bizim kadar değil. Yüksek sesle konuşmuyor, yüksek sesle kahkaha atmıyorlar. Kaldığım süre içinde hiç araç kornesi duymadım.

Ayrıca kardeşim bu ülke de hiç hastalanan yaralanan yok mu? Hiç zanzır zangır öterek geçen ne bir ambulans, ne de zevkine korne çalarak kendine yol açan bir polis aracı yok. Bağıran çağıran, kavga eden, yolu kazıp kapatan, yaya kaldırımlarına araç çeken, yapılaşma gürültüsü, beton kırma makinesi çalıştıran, ona buna düdük çalan, penceresini açıp bangır bangır müziğini çalıp sokağı dinlettiren, motorsikletine gaz vererek eksozunun gürültüsünü dinlettiren de yok.

Yaya yollarının genişliği, araç yollarının 3 katı.

Araçların korne sesi hiç yok. Bağıran kavga eden, ya da geçiş üstünlüğü almaya çalışan fırsatçı sürücüler de yok.

Adamlar bir tuhaf?

Sakin, ayrıca dingin.

McDonald’lar buluşma yerleri.

Biz Türkler için Avrupa’da gidilebilecek en ucuz ülke. 1 lira = 8 Griva.

Ayak yolları oldukça sıkça yer alıyor. Giriş 4 ile 5 Griva (50 kuruş).

İşyerlerinin çoğunda Krilce yazmış olması bizim için güç. İş yerlerinde, lokantalarda hizmet çok güler yüzlü değil. Ancak kendi aralarında çok içtenler. Kişilik olarak bozulmamışlar. Giyimleri kuşamları özenli.

Hiç ağlayan çocuk görmedim. Annesi ya da babasının hırpaladığı çocukta görmedim. Onlar tıpkı büyükler gibi davranıyorlar. Annesinin eteğinden asılıp, nazlanıp “ben bundan istiyorum” diye, salya sümük ağlayan, bızırdayan, sızlanan bir çocuk da görmedim.

Rusların düzenli, ilkeli yaşamları bunları da etkilemiş. Ancak tümü de Amerikan düşü yaşıyor.

Ukrayna demek Rusya demektir. Çünkü Ukraynalılar kendi aralarında Rusça konuşup, Kril abcesiyle yazıyorlar. Her köşe başında yönleçler var. Hangi yöne gidersen nelerle karşılaşacaksın Kril ile İngilizce yazılı.

Yollarda seyrek de olsa, ellerinde silahlarla erler dolaşıyor. Yer yer köpekli, duman atan tabancalı erler de var.

Ne yazık ki, tutukevlerindekilerin yüzde 30’u Türklerle doluymuş. Bunların suçu, böbrek kaçırmak, uyuşturucu, kaçakçılık, hırsızlık, tecavüz. Oysa Ukrayna’da suç oranı çok düşük. Türk uçakları inince bavulları tek tek uyuşturucu koklayan köpekler kokluyor.

Utanç verici.

Öte yandan Ukrayna’ya girmek için pasaport değil, çipli kimlik kartı yeterli.

Ukraynalılar Rusları, özellikle Putin’i hiç sevmiyorlar. Kendilerini Demirperde de değil AB’de görmek istiyorlar. Ancak, Rusya’ya olan borçları nedeniyle bu olası değil.

Irmak kıyısında çok görkemli bir Ukrayna kahvesi boş iken ırmağı görmeyen kesimde McDonald’s kahvesinin tıka basa dolu olması, “Amerikan Yaşam Tarzının” tüm dünyayı büyülediğinin kanıtı. Toplumlar Amerikan tanıtımı ile uyuşturulmuş durumda. İngilizce konuşana çok düşkünler, ancak çoğu konuşamıyor. Amerikan kahvesi ile hamburgere bayılıyorlar.

Türkler de sevilmeyenler değil. Ancak, Azerileri, Gürcüleri beğenmiyorlar. Rus yaşam tarzından hızla uzaklaşmaya çalışıyorlar. Her yerde radyolar Amerikan ya da İngiliz müziği çalıyor. Ukrayna ya da Rus müziği dinleyemezsin. Ben hiç duymadım.

Ukraynalılar büyük oranda Batılı yaşam tarzına uyum sağlamışlar. Ancak üretimleri az, özelleştirmeyle üretimevleri içindeki işgeçler-makinalar çıkma ederine satılmış, satılıyor.

Çok geniş caddelerdeki konutların genelde yığma tuğla. Çünkü ülkede deprem yok. Konutlar çok görkemli Rus öreğini yansıtıyor. Yüzeyleri oymalı, işlemeli, kabartmalı, ayrıca yontulu. Her biri ayrı bir sanat ürünü. Dışları rengarenk donuk pastel boyalı. En çok sarı-beyaz ya da mavi-beyaz renkler kullanılıyor.

Eski kent özeğinde yapılar simgesel, görkemli, tuğladan yapılma, üzerleri oymalı ya da küçük yontularla bezeli görkemli dikintilerden oluşuyor.

Konutlar çok ucuz. Bir dönüm toprak içinde iki katlı bir evin ederi 8 ile 50 bin dolar dolayında. Ukrayna’da oturuyor ya da biriyle evlenmişsen al, otur.

Ukraynalı eşlerin oldukça erkeğine bağlı olduğu belirtiliyor.

O biblo gibi kızlar, ne yazık ki yaşlanınca çok çirkin bir içli köfteye dönüşüyorlar.

Genelde kumralımsı, kahverenkli saçlılar. Sarı saçlıların tümü boyama, kanmayın. Ancak, gözleri açık çağla yeşili. O nedenle ak tenli, çağla gözlü olarak beni bir Ukraynalıya benzetiyorlar.

Erkeklerin kızlara sarkmasını hiç görmedim. Yaklaşım kızlardan erkeklere doğru. O nedenle Türk erkekleri için çekici bir ülke olabilir.

Ne de olsa bizimkilerin midesi dolu, ancak istemleri kadına aç. Ne var ki, Ukrayna Karadeniz’de komşu bir ülkemiz. Belki Avrupa’da Türkler için gidilebilecek, halen en ucuz, bizi vizesiz alan en uygar ülke.

Ah bu açlık, Ukraynalılar gibi keşke okumaya, bilgiye dönüşebilseydi. Sanırım onun için çağlar gerekiyor. İşin ilginci, Türkiye yönünü gericiliğe çevirdi.

Kapandıkça batıyor.

18 Mart 2018, Kiev

0 Yorum