gündeminiz
Image
Tarihe not

Deniz Kuvvetleri'nin 'kara kutusu' kumpas günlerini anlattı

gündeminiz

 

Kumpas döneminin dirayetli komutanlarından Koramiral Atilla Kezek, TSK'ya yönelik kumpas döneminin bilinmeyen ayrıntılarını yazdı

 

 

 

HİKMET ÇİÇEK/aydınlık

Geleceğin Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak gösteriliyordu.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda gizlilik dereceli dosyalar ve personel dosyaları dahil olmak üzere tüm evrakları imzalama yetkisi ondaydı.

Kurmay Başkanı Koramiral Atilla Kezek, Deniz Kuvvetleri'nin 'kara kutusu'ydu.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Bostanoğlu, 2015'in 30 Ağustos'unda görevi bırakacaktı. Bostanoğlu'ndan sonra en kıdemli isim olarak Donanma Komutanı Koramiral Veysel Kösele geliyordu. Fakat geleceğin Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak görülen Kösele, “Askeri Casusluk” davasında, gizli belgeleri sızdırdığı yalanıyla tutuklu olarak yargılanıyordu. Kösele'den sonra 2015 yılında "koramirallik" rütbesinde 4 yıllık görev süresini doldurabilecek başka bir amiral bulunmuyordu.

ÜÇ TUTUKLU KORAMİRAL

O kumpaslar döneminde 112 Denizci subay tutukluydu. Kösele’nin tutuklanmasının ardından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda tutuklu koramiral sayısı 3’e çıkmıştı. Koramiraller Deniz Cora ve Can Erenoğlu da tutukluydu.

İşte bu noktada 2016 yılında oramiralliğe terfi alması beklenen Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Atilla Kezek, 9 Ekim 2013 günü açıklanan Yargıtay'ın Balyoz kararından sonra, "Bizim yerimiz onların yanıydı" diyor ve Balyoz davasında hüküm giyen silah arkadaşlarına destek veriyordu. Koramiral Kezek'in, teamüllerin aksine bir yıl erken Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması bekleniyordu. Deniz Kuvvetleri Komutanı olması yolunda “önünün açıldığı” söylendiği günlerde Kezek, bu olasılığı elinin tersiyle itti, mağdur edilen silah arkadaşlarının yanında yer aldı, Kasım 2013’te istifasını sundu. Kezek'in istifası, 29 Ocak 2013 günü emekli olan Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner'den sonra Deniz Kuvvetleri'nde tutukluluklara verilen ikinci en ciddi tepki mesajı oluyordu.

“Yeniden hayata gelsem yine deniz subayı olmak isterim… Tabii ki Mustafa Kemal’in ordusunda…” diyen Atilla Kezek’in kitabı “Dışardakiler/Adaleti Beklerken” Galeati Yayıncılık’tan çıktı.

 

SON ON YIL

Atilla Kezek, kitabının büyük bir bölümünü, “teröristin tanık, Genelkurmay Başkanı’nın sanık yapıldığı; kumpasa uğrayan asker ve sivil yurtsever insanların kaderiyle baş başa bırakıldığı son 10 yılda yaşadıklarına” ayırmış. Ancak onunla sınırlı kalmamış, askeri öğrencilik yıllarını, denizlerde geçen hayatını, karargâh görevlerini de satırlara dökmüş. Kezek, kumpaslar sürecinde yitirdiğimiz Yarbay Ali Tatar, Albay Berk Erden, Albay Murat Özenalp, Amiral Cem Aziz Çakmak’a, diğer kumpas mağdurlarına ve Türk Silahlı Kuvvetlerine bir “borcu” olduğunu düşünerek kitabı yazmaya karar vermiş.

Kitaptan bazı ilginç bölümleri aktaralım.

1 MART TEZKERESİ

“ABD’nin Irak tutkusu devam ediyordu. Irak’taki kriz ortamı ve endişe verici gelişmeler bahanesiyle ABD tarafından Türkiye toprakları üzerinden yapılacak bir harekâtı desteklememiz ve topraklarımızı ABD askerlerine, üslerimizi ABD uçaklarına kullandırmamız isteniyordu. Yaklaşık 90.000 ABD askeri ve 300’e yakın uçağın egemenlik alanımızda bulunması, bazı limanlarımız ve hava üslerimiz talep ediliyordu…

 “ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a yapılacak bir harekâtta topraklarımızı kullanmasına müsaade eden Tezkere, 1 Mart 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde reddedildi. TBMM tarihi bir sınavdan geçmiş, milletvekilleri milletin iradesini yansıtmışlardı. Bence de çıkan karar doğruydu…

“Tezkerenin reddedilmesi ABD tarafında, askerlerin yeterince gayret göstermemesine bağlanmıştı. Aslında müzakerelerde askeri personel de hazır bulunmuştu. Müzakere heyetinde bulunan Deniz Kuvvetleri personelinin hemen hepsi daha sonra görevdeyken Balyoz, Ergenekon ve Casusluk gibi komplo davalara bulaştırılarak yargılandı ya da hapis yattı. Tasfiye edildiler.

“Dört ay sonra, 4 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentinde karargâh kurmuş bulunan bir binbaşı komutasındaki 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun ve Türkmen mihmandarlarının, Amerikan 173’üncü Hava İndirme Tugayı'na bağlı askerlerce ve yanlarında peşmergelerin de bulunduğu bir ortamda, sürpriz bir baskın sonucu derdest edilmeleri ve başlarına çuval geçirilmek suretiyle götürülüp 60 saat süresince alıkonularak sorguya çekilmeleri 1 Mart Tezkeresi’ne tepkinin büyüklüğünü gösteriyordu. “ (s. 31)

PKK YANDAŞI SONER POLAT!

“Makamımda çalışırken emir astsubayım adıma gelen kapalı zarfları masamın üzerine koyar ve kapalı zarflar doğrudan tarafımdan açılırdı. Bir gün göndereni yazmayan bir zarfı açıp okuduğum zaman şok olmuştum.

“Bir ihbar mektubuydu. 1972 yılından beri tanıdığım 30 yıllık silah arkadaşım ve hâlen emrimde görev yapan Komodorum Deniz Kurmay Albay Soner Polat hakkındaydı.

“Mektup 30 yıldır yakından tanıdığım birçok yerde yakın görevlerde çalıştığım Soner Albay’ın PKK’ya yakınlığından, teröristlerle iş birliği yaptığından, akrabalarının teröre destek verdiğinden bahsediyordu. Okuyunca sinirlerim bozuldu. Yıllardır tanıdığım silah arkadaşıma böyle alçakça iftira atılması beni tedirgin etmişti. Sicil amiri de olduğum Soner Albay’ı makamıma çağırdım ve mektubu kendisine vererek okumasını istedim. Okudu ve geri verdi. Ben de mektubu onun önünde zarfıyla birlikte kâğıt kırpma makinesine sokarak imha ettim. Soner Albay’a da ‘Soner, birileri senin arkanda dolaşıyor dikkatli ol!’ dedim. Yıl 2004’tü. Bu mektup benim için ilk işaret olmuştu. O dönemde sosyal medya henüz kullanılmadığından genelde şikâyetler mektuplarla oluyordu… Bu tipte bir mektubu ilk defa almıştım ve bundan sonra gelecek mektupların işaretiydi.” (s. 34)

ATABEYLER KUMPASI

“2006 yılı Haziran’ında yapılan operasyonda önce Ankara’da Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli iki yüzbaşı ve iki astsubayın da bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı. Zanlılar, ‘Atabeyler Grubu’ olarak nitelendirildi ve evlerinde yapılan aramada, bomba yapımında kullanılacağı tahmin edilen çok sayıda köstekli saatin ele geçirilmesi eylem planlarının kanıtı olarak gösterildi. Tehlikenin ilk işaretiydi bu olay.” (s. 36)

 

Kezek, kendisi gibi Ergenekon ve Balyoz kumpasının hedefi olan komutanlarla birlikte, 16 Nisan 2017 referandumunda “Hayır” kampanyası yürütmüştü. (Soldan sağa: Atilla Kezek, Ahmet Yavuz, Bora Serdar, Mustafa Önsel)

ERGENEKON BAŞLIYOR

“Bu arada 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduya yapılan operasyonda 27 el bombasının bulunmasıyla Ergenekon soruşturması başlamıştı. Trabzon jandarmasına geldiği iddia edilen bir ihbar telefonunun ardından Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Başkent Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, İnönü Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, YÖK Eski Başkanı Kemal Gürüz, gazeteciler Mustafa Balbay, Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu 19’u tutuklu, 36’sı tutuksuz sanık yargılanacaktı.

“Cemaat artık hedef büyütüyordu. Bir taraftan iktidarın önünü süpürüyor, diğer taraftan da iktidar tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri, Yargı ve Emniyet içinde kadrolaşmayla ödüllendiriliyordu.” (s. 37)

İNTERNET ANDICI

“2009 yılı Şubat ayında ‘Genelkurmay İnternet Andıcı’ olayı patladı. Basında Genelkurmayın 42 internet sitesi üzerinden kara propaganda yaptığı haberleri çıktı. Cemaat artık Genelkurmay Başkanı’nı tehdit edecek kadar kendini güçlü görüyordu. Dalga dalga gelen saldırılara TSK dayanamıyordu. Emekli olduktan sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ‘İnternet Andıcı’ davası kapsamında ‘Hükümeti yıkmaya teşebbüs’ ve ‘terör örgütü yöneticisi olma’ iddiasıyla tutuklanacak, PKK’lı Şemdin Sakık tanık olacaktı.

“Bizim de aklımız ermiyordu. Bulunduğum makam bu işin o dönemde devlet politikası mı olduğunu bilecek bir seviyede değildi herhalde.” (s. 38)

YARBAY ALİ TATAR’IN ONUR İNTİHARI…

“19 Aralık 2009 tarihinde Yarbay Ali Tatar’ın intihar haberiyle yıkıldık. Ben Yarbay Tatar ile yakın çalışmamıştım. Ancak çevresinde çok sevilen bir subay olduğunu biliyordum.

“Yarbay Tatar’ı intihara götüren süreç aslında 15 Temmuz 2009 günü İstanbul Emniyeti Elektronik Şube Müdürlüğüne gönderilen isimsiz ihbar e-postası ile başlamıştı. İhbarı gönderen sözde vatansever ihbarcı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Deniz Harp Okulunda örgütlenmiş bir karanlık organizasyonu bildiriyordu. ‘Uyuşturucu ve fuhuş çetesi’ diye başlayan operasyon, sonunda ‘Amirallere suikast’a dönüşmüştü.

“Amirallere Suikast Soruşturması kapsamında 05 Aralık 2009 tarihinde Beşiktaş Adliyesinde Özel Yetkili savcılar tarafından sorguya çağrılan Yarbay Ali Tatar aynı gün tutuklanmıştı. 09 Aralık 2009 ve 14 Aralık 2009 tarihlerinde avukatı vasıtasıyla iki kez tutukluluğuna yapılan itiraz sonunda 16 Aralık 2009 tarihinde tutuklu olarak bulunduğu Hasdal Askeri Cezaevinden serbest bırakılmıştı. İki gün sonra hiçbir yeni delil ya da bulgu olmaksızın, savcı Süleyman Pehlivan’ın itirazı üzerine hakkında tekrar tutuklama kararı çıkarıldı.

“Hakkında 18 Aralık 2009’da yakalama kararı çıkarılan Yarbay Ali Tatar 19 Aralık sabahı cezaevine teslim edilmek üzere evden çıkması beklenirken, Beylerbeyi’ndeki kaldığı lojmanın banyosunda kendi kafasına ateş ederek intihar etmişti. (Diğer davalarda da olduğu gibi Yarbay Ali Tatar’ın suçlandığı davada delil olarak kullanılan ve Ali Tatar’a ait olduğu söylenen flaş belleğin sonradan doldurulduğu ortaya çıkacaktı.) Ortada yalnızca isimsiz bir sözde ihbar mektubu ile atılan suçlama olmasına rağmen, FETÖ’nün tetikçileri hükmü kesmişti…” (s. 45)

MEHMET BARANSU TAKİPTE…

“Cemaat ve Bavulcusu Mehmet Baransu çok üzülmüştü. Fotokopi çekip çoğalttığı haberi yine yayınlıyordu. Benim hapse girmemi bekliyordu, ben ise bir üst rütbeye terfi etmiştim. Hocasına ne cevap verecekti! O, kendine verilen bana göre içindekileri kimin yazdığını bile bilmediği valizi hamallık yapıp kapı kapı dolaştırarak görevini yapmıştı.” (s. 71)

SAHİPSİZ TSK

“Yüzlerce Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu sahipsiz kalmıştı. Yıllarca hapis yattılar, bu iğrenç davada birçok devlet kurumundan personelin adı geçiyordu ama hiçbir kurum personelini sorguya bile göndermedi kendi idari soruşturmasını yaptı. Sorgulanıp tutuklananlar ise sahipsiz Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile sahipsiz eskort kızlardı. Sonraları eskort kızların bile işverenleri mahkemeleri izlemeye başlamıştı.

“Bu arada davaya bir römorkörün teknik bilgileri nedeniyle adı karıştırılan Tümamiral Ercüment Tatlıoğlu Genelkurmaydan römorkör konusunun gizlilik dereceli olmayan bir konu olduğunu belirten bir yazı alacağını savcıya söylediğinde, Davanın savcısının ‘Siz o yazıyı getirin ben adınızı iddianameye bile koymam ama Genelkurmay o yazıyı size asla vermez’ dediğini söylemiş, savcı haklı da çıkmıştı. Çünkü Genelkurmay yetkilileri o yazıyı vermemişti.” (s. 76)

İSTİFA

 “9 Ekim 2013 hukuksuzluğun doruk noktasına ulaştığı gündü. O lanet gün bayram arifesi heyecanı ile başlamıştı… Üst makamdan aldığımız duyumlar Balyoz mağdurlarının en az yüzde sekseninin Yargıtay kararlarıyla hapisten çıkacağı yönündeydi... Ancak bugün seviyesi herkesin gözünde yerlerde olan Fethullahçı örgütün maşası haline gelen yargı, yüzyıllarca konuşulacak katliam gibi karar alarak arkadaşlarımızı betona gömmüştü…

“Deniz Kuvvetleri Komutanı’na Yargıtay kararlarının olumsuz olması halinde istifa ederek mücadeleye dışarıdan üniformasız devam edeceğimi aylar öncesinden bildirmiş bir muvazzaf asker olarak biz de eşimle birlikte yeni yaşamımıza o gün başlamıştık. (s. 108)

 

FETÖ’CÜ ÇIKTI

“İstifam Kurban Bayramı arifesine rastlamış, Deniz Kuvvetleri Komutanı dilekçemi henüz onaylayıp Genelkurmay Başkanlığına göndermemişti. Bayramı müteakip istifam onaylanana kadar işler aksamasın diye 21 Ekim 2013 Pazartesi günü mesaiye gitmiştim. Akşam saatlerinde İstihbarat Başkanı Tuğamiral elinde bir bilgisayarla makamıma girdi. ‘Başkanım internete bir konuşma düşmüş, görmeniz gerekiyor’ dedi. Bilgisayarı açtı. Erkek kardeşimin telefonu dinlenmişti. Ses kaydında kimliği belli olmayan birine ağır küfürler ediyordu. Sorun ise ses kaydının önüne yazı ile yazılmış bir başlıktı. Başlıkta kardeşimin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e ve ailesine küfrettiği iddia ediliyor arkasından da ses kaydı geliyordu. Çok ağırıma gitmişti. Kardeşimle konuştum Necdet Özel ile ilgili tek kelime bile etmediğini söyledi. Cemaat 10 gündür Genelkurmaya gönderilmemiş dilekçemi geri almamdan yahut birileri tarafından istifa kararımdan vazgeçirilmemden korkuyordu. Göreve devam etmem işlerine gelmiyordu… Bu arada ses kaydını önüme getirip dinleten İstihbarat Başkanı Eski Tuğamiral Namık Alper hakkında 15 Temmuz kalkışması nedeniyle müebbet hapis cezası verildi.” (s. 110)

Atilla Kezek soruyor:

“Bugün silah arkadaşları için mücadele etmeyenler, yarın Cumhuriyetin değerleri ve ilkeleri için nasıl mücadele edecekler bilemiyorum… Sorumluluk duymak vicdan ister. Mücadele etmek de yürek…” (s. 115)

Atilla Kezek, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı makamına oturamadı. Ömür boyu oturulacak, korumalı lojmanı olmadı. Bilmem kaçıncı Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak müzelere ve birliklere adının yazılmasını, büstünün yapılması şansını da kaybetti!

Ancak Kezek 43 yıldır giydiği üniformanın içinde ruhuna işlemiş silah arkadaşlığı değerini kaybetmedi. Askeri Lise’yi bitirip 1973 yılında Deniz Harp Okuluna başlarken ettiği askerlik yeminine bağlılığını kaybetmedi!

ERDOĞAN, BAŞBUĞ'UN TUTUKLANMASINA NE DEDİ?

Koramiral Atilla Kezek, Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un tutuklanmasının ardından, dönemin Başbakanı Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi açıkladı. Kezek, “Dışarıdakiler-Adaleti Beklerken” kitabında o dönemi şöyle anlattı:

"Balyoz ve İzmir Askeri Casusluk davaları sürecinde dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ile iki kez yüz yüze görüştüm. İlk görüşme 1 Mayıs 2012'de Başbakanlık'taydı. Amacım TSK ve silah arkadaşlarımı yok etmeye çalışan bu davalara dikkat çekmekti. Saat 13.40 gibi Başbakanlık'a giriş yaptık. Erdoğan oldukça sıcak karşıladı. Başta Deniz Kuvvetleri olmak üzere liyakatli, başarılı personelin hedefe koyularak tasfiye edilmeye çalışıldığını, Balyoz diye bir şeyin olmadığını anlatmaya çalıştım.

HAZIRLADIĞIM DOSYAYI İSTEDİ

Erdoğan'ın söylediği en önemli husus ise 6 Ocak 2012 tarihinde tutuklanan eskiGenelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile ilgiliydi. Bana, ‘Genelkurmay Başkanı'nın tutuklanmasını hâlâ kabullenemiyorum' demişti. 2'nci görüşme için kumpasa uğrayan personel ile ilgili bir çalışma yapmıştım. Deniz Kuvvetleri'nin belinin kırıldığını görüyordum. Yaptığım çalışmayı masanın üzerine serdim. Başbakan bu çalışma için ‘Bende kalabilir mi?' diye sordu. Ben memnuniyetle kendisine teslim ettim. Yaklaşık 5 ay sonra dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan; ‘Milli orduya kumpas kuruldu' dedi."

 

0 Yorum