gündeminiz
Image
Mustafa Dolu

Yakışmadı be! Tayyip Bey… Çöplük ve pislikler belli…

gündeminiz

Baskın seçim mi, kaptı-kaçtı seçim mi, erken seçim mi?

 Adı her neyse hiç kimsenin hazırlıklı olmadığı ve hemen herkesin çirkefleştiği, gerginleştiği, kamlaştırıldığı bir seçime doğru gidiyoruz.

“Ekonomi coşuyor, herkesten çok büyüyoruz” deniliyor. Dilin kemiği yok. Ağzı olan konuştuğuna göre, konuş babam konuş.

Peki o zaman köylü niye perişan. Memur, işçi emekli, esnaf neden coşmuyor? Fuhuş, yolsuzluk, hırsızlık uyuşturucu belası neden arttı? Terör hala neden tehdit ediyor?

 Erken, ya da baskın seçim her neyse neden yapılıyor doğru dürüst kimse bilmiyor.

Fox TV’nin ana haber bülteninde, Fatih Portakal’a yazan Umut adlı bir izleyen bakın bu bilinmeyen seçimi nasıl yorumlamış.

“Eğer ülkede her şey yolundaysa;

Neden erken seçim yapıyoruz?..

Eğer ülkede her şey yolunda değilse;

Neden tekrar ‘aynı kişiyi’ Cumhurbaşkanı seçiyoruz!..

Eğer ülkeyi kurtaracak olan Erdoğan ise;

Ülkeyi bu hale getiren kim?”

 Diyerek özetlemiş.

Buradan Erdoğan’ın manifesto açıklamalarına dönüp baktığımızda 16 yıldır iktidarda olan hükümetinin ve partisinin yaptıklarını düzeltmekten bahsettiğine göre, bu seçim kararına ’Çöküşün’ itirafıdır denilemez mi?

Zamanın birinde Kılıçdaroğlu gazetemizi ziyaret ettiğinde kahvaltıda yaptığımız bir sohbette, o zamanın gazete patronu Mehmet Emin Karamehmet, “Tansu Çiller üç anahtar sözü verdi ve iktidar oldu. Ondan kimse anahtar istemediği gibi kendisi de vermedi. Siz neden vaadler de bulunmuyorsunuz” demişti.

Kılıçdaroğlu, “Biz Demokrasi, hak, hukuk, adalet, huzur, refah, büyüme, gelişme, bölüşme sözcü veriyor ve bunları gerçekleştireceğimizi, hiç kimsenin ve hiçbir çocuğun aç yatmayacağı bir düzen vaad ediyor ve bunun garantisini veriyoruz. Bunlar için yetki istiyoruz. Yapamaz ve veremezsek bizi daha seçmeyin diyoruz. Bunları gerçekleştirdiğimizde zaten halkımız üç değil dilediği kadar anahtar sahibi olur” demişti.

Şimdi AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan her konuşmasında, “Onlar Avrasya tüneli, üçüncü köprü, körfez köprüsü, duble yollar ve İzmir oto yolu, Çanakkale köprüsü yapabildiler mi?” diye soruyor. Bunlara İnşaat sektöründe en önlerdeyiz, boş bulduğumuz her yere AVM yapıyoruz da eklenebilir.

Dikkat eder misiniz, övünülen şeylerin tümü ağırlıklı rant’a dayalı yatırımlar.

CHP’nin adayı Muharrem İnce de, “Peki sen hiç Sümerbank, , dokuma fabrikası, Şeker Fabrikası, Süt Endüstrisi Kurumu, Et Kombinaları, Yem Fabrikaları, Demir Çelik Fabrikaları, Petkim, maden ocakları, daha doğrusu istihdam ve üretime dayalı bir şey kurdun ya da kurdurdun mu? İktidara geldiğin günden bu yana, yokluk ve yoksulluk içinde kurulmuş olan bu varlıkları sattın ve hala da satıyorsun” diyor.

Ayrıca IMF ye olan borcumuzu ödedik. Onlara para bile vermekle övünen iktidarımız, yine o sefalet yıllarında bir yandan yeni bir ülke kurarken Osmanlıdan kalan borçların ödendiğinden neden bahsetmez acaba…

 

Yakıştıramadım

 

Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizin ve Dünyanın en eski partisidir. Ülke yani Türkiye’yi kurun, demokrasinin temelini atan tek partili sistemden çok partili sisteme geçmeyi isteyen ve milletvekilleri Celal Bayar ve Adnan Menderes başta olmak üzere istifa ettirerek Demokrat Partiyi kurduran ve sonra da iktidarı devreden partidir.

Bu bakımdan ülkemizdeki partilerin anası sayılır ve öyle değerlendirildiğine göre,  söylenecek ve vaad edilecek güzel şeyler varken ve kamplaşmayı da önlemek için neden, böyle bir partiye, ”Tezek, çöplük, pislik, hava kirliliği” denilir ki?

“Dün dündü, bu gün, bugündür” diyenleri de unutup önümüze baksak ya.

Bu laflar Belediye Başkanlığı da dahil ülkemizi 22 yıldır yöneten bir iktidarın başındaki lidere yakışmadı.

İnce de cevaben, “Bir testinin içinde ne varsa ağzından o dökülür” dedi.

Bu ve benzer biçimde sokak jargonu ve argo lafları geleceğimizi emanet edeceğimiz liderlere, sıkıntı ve gerilim yarattıkları için yakıştıramıyorum. Yakışmıyor da.

 Bizler;

Ülkemizin, bu tür gerginliklerin yaşamadığı,  geçim sıkıntısının olmadığı, hak, hukuk ve adaletin tesis edildiği, çağdaş demokratik eğitimin uygulandığı, çağdaş  uygarlığı, gelişmiş, gerçekten büyümüş, dövizin yükseliş hızının durduğu ve paramıza denk geldiği, sanayimizin geliştiği, benzin ve mazotun normal fiyatına geldiği, dolaylı vergilerin sıfıra yaklaştığı, özellikle çiftçi, köylümüz ve dar gelirlinin yüzünün güldüğü, ürettiğinde emeğinin karşılığını aldığı, dış borçlarımızın azaldığı ve bittiği, ihracat ürünlerimizin çoğaldığı, ithalatın azaldığı, tüm halkımızın huzur içinde yaşadığı, terörün olmadığı, hiç kimsenin burnunun dahi kanamadığı bir ülke istiyoruz. Bunları yapması gerekenlerinde liderler olduğunu ve onların da bu bilinçte olduğunu bilmek istiyoruz.

 

Çöplük ve pislikler belli

 

Bu tabirler;  görevleri ülkemizde açıkça görülen ve yaşanan olayları ve gelişmeleri, dile getirip,  haklının yanında, haksızlığın karşısında olmaları gerekirken, talepleri yöneticilerden halk adına talep etmek, eleştirmek ve doğruları tavsiye etmek, iyi gitmeyen şeyleri yazmak ve ekranlara taşımak yerine, her şeyin güllük, gülistanlık olduğu imajı yaratmak için, yazarak ya da ekranlara getirerek, milleti kandıranlar ve uyutmaya çalışan mesleğinin etiğine uymayanlara,  daha çok yakışmıyor mu?

 

Ali Erbaş’a önerimdir

On bir ayın sultanı diye taçlandırılan Ramazan ayına girmiş bulunuyoruz. Oruç ibadetini yapan ve yapmayan, yapamayıp kefaretini ödeyen herkese hayırlı olsun.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’a önemli bir görev düşüyor. Malum Ramazan ayı içerisinde camilerimiz daha çok ibadete açık ziyaretçi sayısı artıyor.

Seçim ortamında olduğumuz göz önüne alınarak din görevlilerinin siyasetten uzak durmalarını, hutbe ve vaizlerinde ya da yaptıkları dini sohbetlerde politika yapmamalarını, camilerimizin herkese ve her partiliye açık olduğunun bilinciyle hareket etmekle mükellef olduklarını, İslam dininde ayırma ve kayırmanın olmadığının bilmesi gerektiğinin hatırlatılmasını ve bu konuda tedbir almasını özellikle öneririm.
Mustafa DOLU
Halkın Avukatı
Başyazar, Genel Yayın Yönetmeni

 

0 Yorum